21 Nisan 2010 Çarşamba

ÖZLEM


Yorumsuz

20 Nisan 2010 Salı

KAPTANLAR VADİSİ

Yaşasın Türk futbol kamuoyu. Çünkü yeniden bir gencin sinirlerini ve psikolojisini bozmayı başardılar. Yeniden anladım ki bizim ülkemizden büyük adam çıkmaz, çıkartmazlar. Çünkü öyle bir kıskançlık, öyle bir zengin düşmanlığı vardır ki bu ülkede, biraz yetenek olarak aradan sıyrılan, eleştiri ve yalan oklarının hedefi olur. Sistem bellidir önce ailemizin çocuğu, sonra bilmem ne çocuğu. Çünkü ailenin çocuğuysa, herkesin o çocuğa herşeyi deme hakkı vardır Her yaptığı batar insanlara. Bir anda herkes şeref ve namus abidesi kesilir. En namussuz, en şımarık, en verimsiz insan, bir sene önce milletin zorla Kaf Dağının tepesine koyduğu insan olur. Yüzyıllardır yapılmıştır bu pislikler ve eminim ki her zaman da yapılacaktır.
İnsanoğlunu hayvanlar aleminden ayıran özelliğidir konuşarak anlaşması. Hayvanların özelliğidir sadece ses çıkararak anlaşmayı denemeleri. Mesela foklar sevinince alkışlar, aynı insanların Arda Semih'e iki tane çakınca mutlu olup alkışladıkları gibi. İşin kötüsü fok kadar beyinleri yoktur esasında bu insanların. Çünkü fok bir şeye sevinip alkışlarsa, hep alkışlar. Ama bizdeki taraftar onu bile yapamaz. Bir gün isterler Galatasaray kaptanının kavga etmemesini, sonra sorarlar sanki maçtan sonra Volkan'ı görenler birşey yapmaya cesaret edebileceklermiş gibi "niye Fenerbahçe maçında dalmadın Volkan'a" diye. Tutarsızdır bizdeki futbol kamuoyu. Çünkü düşünmezler. Düşünmezler geçen sene ne demişler şimdi ne diyorlar. En kolay iştir bu hayatta düşünmemek. Dinlerler Telegol'de ki medya maymunlarını, okurlar her sene Etoo'yu Fenerbahçe'ye, Tevez'i Galatasaray'a getiren spor gazetelerini. Sonra tekrarlarlar orada okuduklarını. Çünkü düşünmek zordur dediğim gibi, papağanlıktır en kolayı. Onca işin arasında bir de düşünüp kafayı futbola mı yoracaklar hakkaten? Zaten futbolun sevilmesinin temelinde de bu vardır. O kadar kolay oyundur ki düşünmeye gerek yoktur. Ünlü Türk büyüğü Leonardo da Vinci demiştir ki "Futbol kolay bir oyundur, zor olan onu kolay oynamaktır". Mesela bunu okuyan ortalama bir Türk taraftar için, kolay olan cümleyi alıp, kahvede arkadaşına söylemek, bir forumda yazmak ve Leonardo Da Vinci'nin Türk olduğunu iddia etmektir. Bakmaya ne gerek var, bunu yazan adam ne kadar doğru yazar, ne kadar mantıklı bir insandır. Kim bakacak şimdi google'dan bu söz kimin veya Leonardo da Vinci ne iş yapar? Hazır bir yazan var, ben onunkini söyleyeyim, yanlışsa nasıl olsa başka konuya geçerim.
Herkes kendi takımının Steven Gerrard'ı, Francesco Totti'si olsun ister. Ama sözdedir bu istekler hep. Arda Turan kaptan yapılınca kimse sevinmez. Çünkü Arda hem 22 yaşındadır, hem de çok para kazanmaktadır. Arda'yı eleştirecek insanların her zaman aklındadır bunlar. Hiçbir zaman Arda kadar ünlü olamayacaklardır ve para kazanamayacaklardır. Bu zayıf karakterli insanların sığındığı bahane ilk günden beri ezberlerindedir: "Arda'nın yaşı kaç ki takımda ağırlığı olsun?". Çünkü bizim ülkemizde akıl başta değil, yaştadır. Çünkü bu insanlar o kadar alışmışlardır ki suratı asık yöneticilere, yabancı kaçıran kaptanlara, adam kesen Polat'lara; onlar için karizma kötülükten geçer. Sever insanlar onlara yol gösterecek, onlara kızacak insanları. Müstahaktır bu insanlara yabancıların arkasından iş çeviren, uzaktan şut çeken gençleri azarlayan, bir cip için kavga çıkaran kaptan Hakan Şükür'ler, kaptan Ümit Karan'lar. Kaptan dediğin çiğ et yemelidir; kaptan dediğin masaya vurdu mu öyle bir ses çıkarmalıdır ki bir daha masa üretilmemelidir; kaptan dediğin vurduğu yerde botanik bahçe çıkartmalıdır; kaptan dediğin ya 20 yaşında evlenip 2 çocuğu olmalıdır ya da karı kızla işi olmamalı aseksüel olmalıdır; kaptan dediğin her büyük maçta adam dövmelidir hem de maç sonunda akil açıklamalarda bulunmalıdır; kaptan dediğin zinhar tiyatroya sinemaya gitmez. Kurtlar vadisini izler, çünkü o dizi veya sinema değildir, o bir hayat biçimi, o bir felsefedir.
22 yaşındaki çocuğa hayatı zehir edenler; omuzlarına dünyanın yükünü verenler; ona psikolojik destek vermeyen yöneticiler; giydiği ceketten, kız arkadaşına kadar herşeyini eleştiren basın ve en kötüsü iki yüzlü taraftar; soruyorum size!!! Hatırlıyor musunuz gülüyordu, mutluydu bu çocuk?

14 Nisan 2010 Çarşamba

Arda Turan ve "Ruhsuz" Galatasaray'lı oyuncular

Kimilerine göre Galatasaray aylardır kötü oynuyor, kimilerine göre zaten hiç iyi oynamamıştı. Bu kötü gidişe sakatlıklar, sezona erken başlama, orta sahasızlık, oynanılabilirse dünyanın en güzel ama en zor taktiği, bireysel hatalar, yabancı transferlerin yumuşak oyun yapısı gibi sebepler sayabiliriz. Peki Galatasaray taraftarının puan kayıplarının baş sebebi olarak gösterdiği "ruhsuzluk" takımın bu halde olmasının başlıca sebebimidir, yoksa basındaki leşcilerin ve eski futbolcuların gazına mı gelinmiştir? Tek tek bakalım eleştirilenlere:

Yabancılar Oyuncular:
1. Leo Franco'ya kötü kaleci dersiniz (ki bence öyle), zamanlama hatası yapıyor, defansını uyaramıyor dersiniz ama ruhsuz diyebilirmisiniz, maçları satıyor, gol yiyince üzülmüyor diyebilirmisiniz? Bence hayır..
2. Elano'ya herkes ruhsuz, dünya kupası yüzünden oynamıyor diyor. Maçı televizyondan izleyince insanlara böyle gelebilir çünkü topun olmadığı yerleri göremiyorsunuz, maç sıkıcı olunca oyundan kopuyor, maç sonrası yorum yapanların etkisinde kalıyorsunuz. Ama inanın ki bekler ileriye yardım edip yerlerini kaybettiği zaman onların yerini kapayan isim Elano oluyor. Ayrıca Elano'nun Eskişehir ve Trabzonspor maçlarındaki muhteşem ara paslarını Jô ve Giovani golle sonuçlandırabilselerdi, şu an Elano alemin kralı olacaktı.
3. Keita'ya en çok eleştiriyi yapan insan benim. Arkadaşlarına pas vermemesi, gereksiz şova dönük hareketleri beni gerçekten çıldırtıyor ama Keita'ya ruhsuz diyebilirmiyiz? hayır. Çünkü her yetenekli Afrikalı gibi onun stili budur.
4. Giovani yeterli bir oyun sergiliyor mu sergilemiyor mu tartışırız ama ruhsuz mu, bence değil. Baros, Neill ve Kewell hakkında zaten konuşmaya bile gerek yok.
5. Gelelim Jô Alves'e. Bu oyuncu bence de ruhsuzdur, vurdumduymazdır. Bence bu takımda bir dakika bile kalmamalıdır. Ama bu oyuncunun yapısı böyledir, Rusya'da da böyleydi, Manchester'da da böyleydi. Yani bu konuda suç tamamen 'da değil yönetimde. Fenerbahçe'ye yenildikten sonra karakola düşücek kadar alem yaptığı ortaya çıkar çıkmaz, bu oyuncu kapının önüne konmalıydı. Eğer sakatlıklar ve cezalılar bahane gösterilip bu oyuncu gönderilmediyse o zaman daha kötü. Çünkü o zaman yönetim Galatasaraylılığın ne demek olduğunu tam anlayamamış demektir ki bu çok vahim bir durumdur. Yerli Oyuncular:

Servet, Mustafa Sarp, Barış, Caner, Ayhan gibi altyapımızdan yetişmemiş oyuncular hakkında hepimizin iyi kötü fikri olabilir. Kötü oynadı, iyi oynadı diye eleştirebiliriz ama ruhsuz veya para için oynuyorlar diyebilirmiyiz? Kesinlikle hayır. Mehmet Topal ve Hakan Balta hakkında benim düşüncelerimi herkes biliyordur, ikisini halı sahada bile oynatmam. Yıllarca top oynadım, ikisi kadar yumuşak oyuncu 9 yaşındayken bile görmedim. Ama ikisini ruhsuzlukla suçlayabilirmiyim? tabii ki hayır.

Altyapıdan çıkmış oyuncular:

Gelelim beni ağlatacak kadar üzen olaya. Kimdi maçta yazanı meçhul olan o bestenin, hedef tahtalarından biri? 23 yaşındaki Arda Turan. Bundan tam 11 sene önce klübün kapısından içeri girmiş, sadece yarım sezonluk Manisa macerasında klüpten ayrılmış, A takımda 169 maç yapmış 56 gol atmış milli takımın gözbebeği. İstatistikleri bir kenara bırakırsak, her yenilgi sonrası bu çocuk kazan dairesinde hüngür hüngür ağlamış, Manisa'da Galatasaray'a karşı asist yapınca sevinmemiş, her ortamda Galatasaray'lılığıyla gurur duyduğunu belirtmiş, sakat sakat oynamış, ezeli rakibinden gelen kışkırtmaları ve transfer tekliflerini kibar bir dille hep reddetmiş. İşte pazar akşamı Ali Sami Yen'de, belki hepimizden daha Galatasaray'lı bu çocuk yuhalandı. Esasında şaşırmamak da gerekiyor bence. Çünkü bu taraftar daha önce kimleri yuhalamış? Arif Erdem'i, Tugay Kerimoğlu'nu, Bülent Korkmaz'ı ve Gheorghe Hagi'yi. Eminim ki bu taraftar Metin Oktay şu an oynuyor olsaydı, onu da yuhalayacaklardı.

Galatasaray hakkında herşeye objektif bakabilirim, Fenerbahçe'yi alkışlayabilirim, aleyhimize yapılan hakem hatalarını söyleyebilirim ama altyapıdan çıkmış futbolculara laf edilmesine, haklarının yenmesine dayanamam. Eğer hepimizin inandığı, kalbimizde yaşattığı Galatasaray, gerçekten bir aileyse altyapıdan çıkan Sabri, Uğur, Arda hatta Aydın, Ferhat, Mehmet Güven gibi isimler bu ailenin en sevilmesi gereken kişileridir, ailenin en küçükleri korunur, eğer hata yapıyorsa uyarılır, küstürülmez. Ama tabii herkesin aile yapısı farklıdır. Ben hata yaptığımda babam karşısına oturtur, ne yaptığımı ve ne sonuç vereceğini anlatırdı. Ama Türkiye'de ki çoğu anne ve baba çocuklarını tekme tokat dövdüğü ve o çocukların da sokakta insanlarla kavga ettiğini düşünürsek, taraftarın altyapıdan çıkmış çocuklara böyle tepki koymasını da üzülerek doğal karşılamak gerekir.

Arda Turan hakkında hiçbir zaman objektif bakmam, bakamam. Onu o kadar seviyorum ki, çok az insanı bu kadar sevdim. Belki çocuğum olunca bu sevginin daha büyüğünü hissederim. Onu üzgün görmek, onun olduğunun iki katı üzüyor beni. Belki Arda unutmuştur bile o protestoları ama ben unutamam. O yüzden tek temennim, ruhundaki ve kalbindeki Galatasaray sevgisi kirlenmeden hemen gitmelidir. Çünkü Galatasaray'ı benim gibi tertemiz seven, Galatasaray'ın sadece bir spor klübü olmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu, her hareketini Galatasaray gibi, efendi gibi yapan en fazla 5000 kişi kalmıştır. Ve benim kalbimde Arda da bunlardan biridir. Arda'nın bu kişilerden biri olmadığını görmek kalbimin kaldırmayacağı bir acı olacaktır. O yüzden git Arda, git Tottenham'a, git Fulham'a, git Leverkusen'e, git Deportivo'ya. Bekleme Barcelona'yı, bekleme Arsenal'i, git. Ama Tugay Abin gibi git, sadece işini yap, unuttur kendini. Unuttur ki uzak dursun iyi gün dostların, unuttur ki rahat ve mutlu yaşamaya devam et. Nerede olursan ol, seni benim gibi sevenler, senin için her zaman dua edip sevmeye devam edecektir.