31 Mart 2009 Salı

31 MART 2009 Bahis

4 gün önceki maç tahminlerimde 9da 6 bilebildim. Ters köşeye yattığım maç İspanya - Türkiye oldu. Üst olacağını tahmin ettiğim maç çok kısır geçti 1-0 sonuçlandı. Bunda Fatih Terim'in 60 dakika boyunca uguladığı akıllı taktiğin çok önemli bir payı vardı. Keşke 1 puanla ayrılabilseydik İspanya deplasmanından. Geçelim bu programdaki maçlara:

12.00 - 521 - Avustralya - Özbekistan : Avustralya Japonyayla beraber gruplarında ilk iki sırayı paylaşarak Günay Afrika'ya gidecekleri kesin. Ama yinede prestij olarak iki takımda grubu ilk sırada bitirmek isteyecektir. Alacakları 3 puanla, Avustralya grupta birinciliğe oturacak. Kewell, Cahill, O'Neill, Viduka gibi yıldızlarla bu maçtan 3 puan alacaktır. 1 - 1,25






14.00 - 523 - G.Kore - K.Kore : İki ülke arasındaki politik sorunları hepimiz biliyoruz, bu tarz sorunlu ortamlarda maçlar hep kısır ve bol kartlı geçmiştir. Bu politik durumu bir kenara bırakırsak bu iki tamının grupta İran ve Suudi Arabistan gibi güçlü rakipleride var. K. Kore 50 yıl sonra dünya kupasına gitmeyi hedefliyor. Şu anda grupta da ilk sıradalar. İki takımın aralarında yaptıkları son beş maç alt ve berabere bitmiş. Bu verileri göz önüne alınca benim tercihim ALT - 1,55

20.00 - 536 - Gürcistan - Karadağ : Gürcistan'ın kalitesiz kadrosunun her gittiği yerde başarısız olan Hector Cuper bulunmakta. Karadağ İtalya karşısında göz doldurdu, bu takıma Vucinic'te girince güçlü bir takım ortaya çıkacaktır. Gürcistandaki zeminde göz önüne alınınca maç için tercihim ALT - 1,65

21.00 - 540 - Türkiye - İspanya : Fatih Terim genelde maçlara kötü kadroyla başlar, sonra değişikliklerle kadroyu normalleştirince sanki takım Fatih Terim'in dehasıyla düzelmiş zannedilirdi. Bu sefer doğru ilk onbir ve doğru taktikle başladı, 60ıncı dakikada takımı bozdu. Bu skorda futbolcuların kondisyon eksikliğininde etkisi vardı. Bu maça gelirsek bence İspanya as kadrosuyla çıkmayacak, Guizayı bile oynatabilirler. Bu maçta milli takımımızı şanslı görüyorum. Maç yenilmeyeceğimizi umuyorum. Maçta ilk yarı eşitliğin bozulmayacağını düşündüğüm için ben kendi kuponuma İlkYarı 0 - 1,85 koyacağım.


21.15 - 542 - Danimarka - Arnavutluk : Portekiz ve İsveçin saçmalaması Danimarkanın iyice iştahını kabartıyor. 2008 Avrupa Şampiyonasına da katılamayan Danimarka bu turnuvaya katılmak için elinden geleni yapıyor. Bu maçta bol gol olacağını düşünüyorum. ÜST - 1,6

21.30 - 545 - Çek Cumhuriyeti - Slovakya : Çekoslavakya'nın iki parçası bu grupta karşıya karşıya geliyorlar. İsim olarak Çekler daha iyiymiş gibi görünsede artık Slovakya futboluda gelişiyor. Çeklerin çok fazla bir hücum organizasyonu yok, Sionko ve Plasil'in kanatlardan taşıyacağı topları Barosun gol yapmasını bekliyorlar. Bu maçta çok olmaz ALT - 1,65







21.50 - 553 - İtalya - İrlanda Cumhuriyeti : İki takımın başında da
Juventus için efsane olmuş oyuncu ve teknik direktörler bulunmakta. İrlanda uzun süre sonra büyük bir turnuvaya gitme eşiğinde. İrlanda'ya karşı ne kadar sempatim olsada İtalya kadar disiplinli ve kaliteli bir takım karşısında işleri epey zor. Garanticiler için tercihim 1 - 1,3







22.00 - 554 - İngiltere - Ukrayna : İngilterenin başında nereye gitse başarı götüren sihirbaz Capello var. Yıllardır beklediği başarıya Capello yönetimindeyken ve Gerrard, Lampard, Terry ve Ferdinandlı kadroyla ulaşamazlarsa bir daha ulaşamazlar. Hiç bir maçı kaybetmek istemeyen Capello, Wembleyde de Ukraynaya arşı puan kaybetmez. 1 - 1,2


03.50 - 561 - Brezilya - Peru : Ekvador deplasmanında kaybettikleri puanla grupta 4üncü duruma düştüler. Bunun acısını Kaka'nın dönüşüyle grup sonuncusu Peru karşısında çıkaracaklardır. 2 Handikap verilen maçta ( yani Brezilyanın 3 farkla yenmesi gerekiyor) tercihim 1 - 1,45







Birinci Kupon :
521 - 1
523 - Alt
553 - 1
554 - 1
561 - 1 Toplam : 4,38

İkinci Kupon
536 - Alt
540 - İlkYarı 0
542 - Üst
545 - Alt Toplam : 8,06

Arda vs. Muhabir

2010 Dünya Kupası Eleme maçı öncesi bir gazetecinin 'İspanya'yı yenmek rüya mı ve rüyalarınızda ne görüyorsunuz' sorusuna Arda Turan'ın "Geceleri rüya görüyorum, ama maçla ilgili değil" şeklinde cevap vermesi salondakiler ve oyuncular arasında gülüşmelere neden oldu. Gülüşmeler üzerine Arda Turan, "Sizin içiniz fesat" diyerek, "Bu ülkenin artık hangi maç olursa olsun rüya görülecek bir durumumuz olduğuna inanmıyorum. Ben de birçok rüya görüyorum, ama maçla ilgili değil" dedi.


Arda Türk futbolunun en yetenekli futbolcusu olduğu kadar da, en neşeli ve en zeki insanlarından biri. En güzel cevabı yine zekasıyla kendisi vermiş. Sanırım bazen hepimiz futbolcuların sadece insan olduğunu, yaptıklarınında onların işi olduğunu unutuyoruz. Arda2nın 22 yaşında olduğunu unutan, yaşıtları üniversite sınavlarına çalışırken bütün bir toplumun gururu Arda'nın omuzlarına yükleyen, arkadaşlarıyla veya sevgilileriyle gezince sanki ayıp birşey yapmışçasına haber yapan gazeteciler, Arda'nın hayatının sadece futbol topu etrafında döndüğünü zannedip saçma bir soru sormuş ama cevabını da almış.



29 Mart 2009 Pazar

Vezüv'ün eteklerindeki Pompei

"In Napoli where the love is king,
When boy meets girl here's what they say"

Dean Martin'in meşhur "That's Amore" şarkısına konu olmuş eşsiz güzellikteki Napoli, tipik bir akdeniz sahil şehri. Güzel bir sahil kıyısı olan ve şirin cafelerle dolu bu şehirde insanın huzur bulmaması imkansız. İnsanların huzurunu kaçırabilcekek tek etken sadece 25 km uzaklıkta, Avrupa kıtasının tek aktif yanardağının olması olabilir. Ama yine de günümüzdeki teknolojik şartlar sayesinde insanlar bir felaket olmadan canlarını kurtarabilirler. Ama MS. 79 yılında yaşayan insanlar günümüzdekiler kadar şanslı değillerdi.

MS 79 yılında eğlencenin ve zenginliğin başkenti olan şehrin hemen yanındaki Vezüv dağından dumanlar yükselmeye başlamış, o güne kadar böyle bir şeyle karşılaşmamış olan şehir halkı, bunun Tanrılar tarafından kendilerine gönderilen bir ikaz olduğunu zannedip şehiri terketmemişler.

Sarsıntılar başladıktan sonra şehirdekilerin bazıları deniz yoluyla şehirden kaçarken, diğerleri evlerine gidip, kapıları pencereleri kitleyip Tanrıların onlardan ne istediklerini öğrenmek için beklemişler. Şehirdeki dejenerasyon yüzünden Tanrıların onları cezalandırdığını düşünenler, hayatları için verdikleri bekleme kararının çok yerinde olduğunu söyleyemeyiz. Volkandan çıkan zehirli gaz şehri tamamen kaplayarak, kaçmayanların oksijensizlikten boğulmasına neden olmuş. Volkandan çıkan alevler şehre büyük zarar vermiş, yanardağdan çıkan küller yüzünden şehir yeryüzünün 4 metre altında kalmış. Bu küller yüzündne şehrin tamamı mumyalanmış ve şehir tarihin sayfalarında yokolmuş. Taa ki 18. Yüzyılda bir köylünün bu bölgede kazı yaparken bulduğu heykellerin araştırılmasına kadar.

Pompei’deki kazılara düzenli olarak 1748 yılında başlanılmış. Bundan sonra devam edilen kazılarla Pompei şehrinin büyük bir kısmı ortaya çıkarılmış. 18YY.'daki yönetim, o zamanda tarihe önem verdiği için kazılar zamanında, yağmaya karşı çok büyük önlemler alarak bütün değerli parçaların korunmasını sağlamış. Bütün değerli eşyalar, sunaklar, heykeller günümüzde Napoli Şehir Müzesinde sergilenmekte. 1860’ta İtalyan ilim adamı Giuseppe Fiovelli taşlaşan küllerin arasında bir boşluğa tesadüf edince buraya açılan delikten sıvı alçı döktürerek içerdeki boşluğun kalıbını aldırıyordu. Böylece lavların altında kalmış olanların ölüm anındaki durumlarını gösteren haller tesbit edilmiş oluyordu. Yani bir insan veya hayvan boğulduğu anda hangi pozisyondaysa o haldeki alçı kalıbı görülebiliyordu.

En iyisi bu halkın nasıl eziyet içinde öldüğünü değilde nasıl ferah içinde yaşadığını anlatayım. Zamanının çok ötesindeki bu şehir Romalı zenginlerin ve askerlerin eğlence ve dinlenme şehriydi. Yaklaşık 20.000 kişinin yaşadığı Pompei halkının %60 zengin, %40'ı köleydi. Şehri zenginleştirebilmek için vergilerden eğlencelere, döviz bürolarından otellere kadar herşey düşünülmüştü. O yıllarda batıl inançlar çok fazla olduğu için şehre girer girmez sağda insanların ibadet edebilecekleri Tanrılara adak adayabilecekleri bir mabet yapmışlardı. İnsanlar dualarını ettikten sonra gönül rahatlığıyla her türlü eğlenceye para harcayabilirlerdi.



Bu güzel şehire heryerden hem ticaret için hem de eğlence için gelenler vardı. Bu çok ulusluluk ve çok kültürlülük, konuşma dili ve para birimi sorunu yaratıyordu. Para birimi sorununa çok akıllı bir çözüm bulunarak şehir girişinin hemen sol tarafına döviz büroları yapmışlardı. Burada paraları çevirdikten sonra artık şehrin iç kısımlarına kadar ilerleyip paralarını harcayabilirlerdi. Dil problemini çözmek için her sokağın başına o sokakla ilgili bilgili resimler konulurdu. Duvarda olan hayvan resimleri gelen tüccarların at arabalarının nerelerden geçebileceğini gözteriyordu. Bardak işaretleri barların ve restoranların nerde olduğu, duvardaki ve yerdeki erkek cinsel organı ise genelevin ne tarafta olduğunu gösteriyordu. Bu eski yapılardan en ilginci genelevdi. Buraya gelen dil sorunu olan müşteriler için çok büyük bir kolaylık düşünülmüş, ve insanların yapmak istedikleri pozisyonlar her odanın duvarlarına çizilmişti. Kimin nasıl bir isteği varsa resimde gördüğü odaya giriyordu. Bugün bile bu resimler çok net bir şekilde görünüyor.


Şehri planlarken yöneticiler sadece turistleri değil yaşayanları da düşünmüş. Araba geçmesini istemedikleri sokaklara büyük taşlar, yağmurda su akan sokaklara insanlar karşıdan karşıya geçerken elbiseleri ve ayakları ıslanmasın diye basamak gibi düzleştirilmiş kayalar koymuşlar. Roma döneminde eğlence denilince ilk akla gelen 5000 kişilik bir antik tiyatro ve 12.000 kişilik bir "collesium" bulunmakta şehirde. 2000 yıldan fazla ömrü olan bu antik tiyatro, bizim 600 senelik Hisarlarımızdan kat ve kat daha iyi durumda. Şehre gelen tüccarlardan ve turistlerden rahatsız olmasınlar diye yerel halka özel barlar yapılmış. Hamamlar ve spor salonlarındaki inanılmaz resimler, mermerler ve duvardaki işlemeler en fazla 50 senelikmiş gibi hala ihtişamlı bir şekilde durmakta. Ayrıca çamaşır yıkamak için oturulan yerden biraz uzakta bir bölüm bulunmakta. Bu bölümün uzakta olmasının sebebi, o dönemde çamaşır suları olmadığı için lekeleri çıkaran en etkili şeyin amonyak olması. Kullanılan amonyağın nereden geldiğini ve niye koktuğunu hepiniz tahmin edebilirsiniz sanırım.

Tabii bu kadar yapılan hizmetin geri dönüşü de olacaktı halk için. Günümüzdeki gibi lüks vergisi devletin en önemli gelirlerinden biriydi. Ana caddelerde oturanlar, güzel mahallelerde oturanlar, evinin pencereleri veya balkonları sokaklara bakanlar daha yüksek vergi veriyorlardı. Pompei'de ana caddede oturan bir Romalı komutan bu duruma bir çözüm getirmiş, ana caddeye bakan bütün pencereleri kaplatmış. İçi kararmasın diyede evinin bütün duvarlarına baştan aşağı deniz ve orman resimleri çizdirmiş, böylece lüks vergisinden kurtulmuş. Bu resimler de hala çok net gözüküyor.

İster istemez, 2000 kişinin boğularak öldüğü bu açık hava müzesi insanı çok etkiliyor. Bir şehrin bu kadar gelişmiş ve düzenli olduğunu görünce 2000 sene önce yapıldığına inanamıyorsunuz. Olur da bir İtalya turuna katılırsanız veya yolunuz Napoli'ye düşerse, Napoli halkı için hala bir tehdit olan Vezüv dağı eteklerindeki bu antik kente gitmenizi, günümüzde İstanbul'da düşünülmeyen uygulanamayan şehir planlamacılığını görmenizi tavsiye ederim.

27 Mart 2009 Cuma

27 MART 2009 Bahis

223 - 20.00 İsrail – Yunanistan :

İki ülke futbolu da yaptıkları sert defans ve dirençli futbollarıyla tanınır. Buna rağmen hem Yunanistan’ın hem de İsrail’in gruplarında yaptıkları 4 maçın 3ü Üst seçeneğiyle bitmiş. Yine de iki ekip grupta ilk iki sırayı paylaştıkları için kaybedecekleri puan çok önemli risk taşıyacak ve ona göre alışkın oldukları gibi defansif oynayacaklar. Bu yüzden tercihim ALT – 1,45

224 – 20.45 Romanya – Sırbistan :

Romanya’nın son yıllarda yükselen bir performansı olsa da 2010 Dünya Kupası elemelerinde grupta 3 maçta topladıkları 4 puanla 5. sıradalar. Ayrıca bu maçta Florentin Petre ve Chivu oynamayacak. Buna karşın Sırbistan’ın en önemli yıldızlarından Vidic, Satnkovic ve Zigic hayatlarının en formda dönemlerini yaşıyorlar. Romanya bu maçtan galibiyet ile ayrılmazsa durumları çok zora girecek. Ama yinede benim tercihim 02 Çifte Şans – 1,47

228 – 21.45 Belçika – Bosna Hersek :

Grubumuzda belki kendi maçımızdan daha önemli bir maç. Bosna Hersek’de önemli eksikler var, Belçika’da da Kompany yok. Buna rağmen Bosna Hersek bana göre daha iyi bir takım. Maçın ne olacağını çok tahmin edemesem de benim bu maç için tercihim ÜST – 1,80

229 – 21.45 Hollanda – İskoçya :

Normal bir günde bile kesin favori Hollanda’dır. Üstüne üstlük İskoçya’da 6 eksik bulunmakta. Hollanda’nın atak ve göze hoş gelen futbolunu da düşününce tercihim ÜST – 1,70; Garanticiler için 1 – 1,20

232 – 21.45 İrlanda Cumhuriyeti – Bulgaristan :

İtalya’nın ne yapıp edip grupta birinci liğini alacağını varsayarsak grupta ikincilik için en büyük iki adayın maçı. Bulgaristan 3 maçta 3 beraberlik alarak işini biraz zora soktu ama Berbatov ve Petrov gibi maçlara ağırlık koyacak isimleri var. Ama ikiside bu maçta oynamayacak. İrlanda Cumhuriyeti tek farkla da olsa 4 maçın 3ünden galip çıktı. Bu yüzden ilk tercihim ALT- 1,50 ikinci tercihim 1 - 1,70

237 – 22.45 Portekiz – İsveç :

Portekiz bu elemelerde evinde oynadığı 2 maçtan sadece 1 puan alabildi. Grubunda ki en önemli rakibinin İsveç olduğunu düşünürsek (ki grupta Portekiz 4, İsveç 5 sırada) bu maç onlar için çok önemli. En büyük şansları İbrahimoviç gibi bir sihirbazın cezalı, Rosenberg’in sakat olması yüzünden bu maçtaki favorim 1 – 1,45

238 – 23.00 İspanya – Türkiye :

Normal günde bile İspanya favoriyken, üstüne üstlük Türkiye’nin gizli kaptanı takımın en iyi oyuncusu Hamit Altıntop sakat. Bunun yanında Servet, Mehmet Topal’ın eksikliği ve İbrahim Üzülmez’in varlığı bu maçta Guiza’ya bile gol attırabilecek etkenler. Duygusal düşünmeyenler için 1 – 1,25 veya ilk yarı 1 – 1,60, duygusal düşünenler için ÜST – 1,50 öneriyorum. Ayrıca oran isteyenler ToplamGolSayısı 4-6 – 2,10 düşünebilirler. Maç skoru tahminim 4-1 – 12,50

240 – 01.00 Meksika – Kosta Rika :

Meksika’nın başında tecrübeli menajer Sven-Goran Erikkson bulunmakta. İlk maçını kaybetmesine, Kosta Rika’nın da ilk maçını kazanmasına rağmen benim Tercihim 1 – 1,40

322 – 00.00 Ekvador – Brezilya :

Güney Amerika orta sıra ülkelerinin futbol adına en büyük onur mücadeleleri evlerinde oynadıkları Brezilya maçları. Ekvador’un saha, rakım ve diğer futbol dışı etkenleri göz önüne alınca maç için kafalarda sorun işareti oluşuyor. Brezilya genelede eleme maçlarında tüm kadroyu çağırmazdı ama bu sefer Ronaldinho, Pato, Kaka, Adriano, Robinho gibi yıldızların hepsi milli takıma davet edildi. Arjantin ve Şili’nin oynayacakları maçları da düşünürsek olası bir puan kaybı Brezilyayı grupta dördüncülüğe atabilir. Bu yüzden benim tercihim iyi oranıyla 2 – 1,80

Birinci Kupon :

229 - Hollanda - İskoçya 1
237 - Portekiz - İsveç 1
238 - İspanya - Türkiye Üst
240 - Meksika - Kosta Rika 1 Toplam : 3,65

İkinci Kupon :

224 - Romanya - Sırbistan 02
229 - Hollanda - İskoçya Üst
232 - İrlanda - Bulgaristan Alt
322 - Ekvador - Brezilya 2 Toplam : 6,75



Fotomaçtaki ilk yorumumda kuponum kazandırmıştı, inşallah bu sefer kötü bir sonuçla yorumlara başlamam. Herkese iyi şanslar...

KİMİNİN MÜŞTERİSİ KİMİNİN TARAFTARI

Hollanda Liginin orta sıra takımlarından Nec Nijmegen, bu sene katıldığı UEFA Kupası 3. tur maçında Hamburg'la karşılaşıp ilk maçta evinde 3-0 mağlup oldu. Maç sonunda, sanki "her sene avrupada kupalardan kupalara koşardık da bu sene niye annemizin ligine erken dönüyoruz" edasıyla çıldıran taraftarlar, maçın Slovak hakemini avında bir isabetle klübün başına 50.000 Euro'luk bir bela açtılar. 109 senelik bu klubün, asabi taraftarı yaptıkları olayın suçunun kendilerinde olduğunu itiraf edip, bu cezayı taraftar grupları arasında toplayıp klübe verdiler.

Bu hareket dünyanın çoğu yerinde enayilik olarak adlandırılabilir ama esasında bu hareket insanın kendisini klübüne bağlı hissetmesidir. Bizim ülkemizde genelde " bilet paramı verdiysem takımıma küfrederim" zihniyetindekiler ve "biz UEFA kupası gördük, artık bundan öte ne başarı olabilir" diyen başarıya endeksli insanlar için çok anlamlı bir örnek. Bu aidiyet hissini yaratmakta en önemli görev klüplerde. Lisanslı ürün kullanımı, taraftar bilinci, hangi tezahüratların ne şekilde yapılacağı ve bunlar gibi aklıma gelmeyen bir sürü konuda taraftarını bilgilendirmek yönetimlerin en büyük görevi olmalı.

Ama taraftarlarıyla her zaman iletişim halinde olması gereken yöneticilerin, taraftar adına konuştuğu, fikir alışverişi yaptığı insanların sadece paralı askerler olduğunu düşünülünce bizim bu konuda "muasır medeniyetler" seviyesine gelmemiz için 40 fırın ekmek yemeden önce, bir fırın yapmamız gerekiyor sanırım.

25 Mart 2009 Çarşamba

YAŞAYAN EFSANELER

Steven Gerrard : 30 Mayıs 1980 Doğumlu Steven Gerrard, Liverpool klübünün Scoutları tarafından 9 yaşında keşfedilmiştir. 1998 Yılında Blackburn Rovers Karşısında ilk kez A takım forması giyen Steven, aşık olduğu renklerin kaptanlığını da yapmaktadır. Takımıyla 328 maça çıkmış olan Gerrard'ın Real Madrid, Milan, Barcelona gibi devlerin ısrarlı tekliflerine rağmen Anfield Road'dan ve Kop tribünündeki hayranlarından ayrılmaya niyeti yok gibi. Steven Gerrard, bir futbolcunun attığı gollerlemi, yoksa hayata karşı duruşu ve formasına olan bağlılığıyla mı efsane olunacağının en güzel örneğidir.

Ryan Giggs : 29 Kasım 1973 Doğumlu Ryan Giggs, daha Manchester City altyapısındayken Alex Ferguson tarafından kaçırılıp Manchester United'a kazandırılmıştır. A takımla ilk maçına 1990 yılında çıkan Galli oyuncu 795 kez Manchester formasını taşımıştır. Bu süre zarfında 10 kez Premier League, 2 kez Şampiyonlar ligi Şampiyonluğu madalyası almıştır. İlerleyen yaşına rağmen, sadece Türkiye'de olan "gençlerin önünü açma" saçmalığına uyulmadan, yıllarca klübe verdikleri ve verebilecekleri göz önüne alınarak sözleşmesi bir sene daha uzatılmıştır.

Paolo Maldini : 26 Haziran 1968 Doğumlu Paolo Maldini, kendisi gibi İtalya milli takımının yıldızlarından biri olan Cesare Maldini'nin oğludur. İtalya gibi sert bir ligde ilk maçına 16 yaşında çıkmıştır. 7 kere Serie A'yı, 5 kere Şampiyonlar ligi şampiyonluğunu kazanan İtalyan Efsane, takımıyla 639 maça çıkmıştır. Daha kendisi futbolu bırakmadan forması müzeye kaldırılmıştır ve kendi kanından biri AC Milan'da oynayana kadar da o forma müzede duracaktır. Yalnız, oğlu Christian'ın AC Milan'ın altyapısında oynadığını göz önüne alırsak formanın müzede kalma süresi çok uzamayacak gibi gözüküyor.

Carles Puyol : 13 Nisan 1978 doğumlu olan Carles Puyol esasında kariyerine kaleci olarak başlamış ama sakatlığı onu defans oyuncusu olmaya zorlamıştır. Barcelona gibi bir futbolcu değirmeninde 1997'den beri tutunmayı başarmış kaptanlığa kadar yükselmiştir. Köklerini hiçbir zaman unutmayan Carles Puyol, özel maçlarda Katalonya milli takımı formasını da giyerek günümüzde iki milli takım forması giyen nadir futbolculardan olma özelliğine de sahiptir.

Raul Gonzalez : 27 Eylül 1979 doğumlu Raul "El Diablo" Gonzalez esasında futbola düşman takım Atletico Madrid'de başlamasına rağmen damarlarındaki mor beyaz akan kanı 15 yaşına kadar inkar edebilmiştir. 1994 yılında başlayan Real Madrid serüveni inanılmaz ve belki bir daha başka futbolcunun başaramayacağı başarılarla doludur. Bazı Türk düşünürlerinin "Raul'da futbolcumu" diye tabir ettiği insan, Real Madrid'in ve Şampiyonlar liginin tüm zamanlarının en çok gol atan futbolcudur. Yıllar geçtikçe Katalanların ve Baskların çoğaldığı milli takıma gerçek bir ispanyol olmasına rağmen çağrılmayan Raul hala İspanya milli takımının en golcü ismidir. Eğer futbol dünyasında bir Zeus varsa o kesinlikle Raul Gonzalez'dir.

Francesco Totti : 27 Eylül 1976 Roma Doğumlu Francesco Totti daha 8 yaşınayken renklerine aşık olduğu takımının minik takımına kaydoldu. Kendisi gibi Roma fanatiği olan ailesine yapılan baskı ve yüksek transfer ücretine rağmen genç yaşta AC Milan takımına transferi gerçekleşmemiştir. Roma şehrinin ihtişamını kendi bünyesinde bulunduran bu futbolcu sakatlıklara rağmen takımı adına 410 maça çıktı. Championship Manager'da bile klüplerin her sene başında inanılmaz bir ücrete transfer ettiği bu yıldız, Real Madrid'in yıllar süren ısrarına ve kariyerinde sadece 1 lig, 2 kupa şampiyonluğu olmasına rağmen, Roma’nın yeni Sezarı olarak yaşantısına devam etmeyi tercih ediyor.

Bülent Korkmaz : 24 Kasım 1968 Doğumlu Bülent Cesur Korkmaz, antreman tesislerinin karşısında otururken 1979 yılında Galatasaray altyapısına kazandırılmıştır. 102 kez A milli takım forması giyen "Büyük Kaptan" kariyerini 1 Süper Kupa, 1 UEFA kupası, 8 Lig Şampiyonluğu, 6 Türkiye Kupası ve 13 tane daha ayrı isimli kupayla süslemiştir.. Avrupada en fazla maç yapmış Türk futbolcu olan Bülent Korkmaz Galatasaray formasıyla 18 sezonda 650 maça çıkmıştır. Galatasaray taraftarı tarafından en çok sevilen kişi olan Bülent Korkmaz, kazanma hırsı ve forma sevgisi genç nesillere örnek olmuş, onun için "Florya topraktı, o Cesur" yorumu yapılmıştır.


Bu listeye koymadığım Paul Scholes, Gary Neville gibi yine tüm futbol hayatı aynı klüpte geçen, Alessandro Del Piero, Frank Lampard, John Terry gibi altyapılarını başka takımlarda almalarına rağmen formalarıyla özdeşleşmiş, Kaka gibi çok büyük paralar yerine oynadıkları klübü tercih eden futbolcular da bu oyunu daha çok sevmemizi sağlayan kişilerden bazıları. Bu tarz oyuncular bize forma aşkının, kazanma hırsının paradan daha değerli olduğunu bize hatırlatmaklar. Dilerim ki altyapıda oynayan gençler rol model olarak sözde yıldızları değilde bu listedeki insanlar gibi özde yıldızları kendilerine örnek alırlar.

24 Mart 2009 Salı

TEZ OLACAK YÖNETİM VE TRANSFERLER

Ünlü Futbol büyüğü Adnan Sezgin geçen sene " Bu takım Amerika`da tez konusu olur. Aslında futbol üzerine eğitim yapanların gelip Galatasaray`ın bu tablosunu incelemesi lazım" demişti. Hiçbir zaman tezin bu kadar basit ve eğlenceli olduğunu düşünmemiştim. 2-3 sene tezle uğraşmış bir insan olarak, üniversite yıllarımda Adnan Sezgin'le tanışmayı dilerdim. Eğer tanışsaydım sanırım mühendislikte değilde spor hayatında tez yapardım. Ben yinede kendi vatanımızdan çıkan böyle güzel bir tez konusunu Amerikalılara bırakmadan bu tez üstünde biraz çalışıp sizlerle paylaşmak istedim.



Tezin ilk kısmı : Bir Hagi'den kaç Lincoln çıkar?
Tezin en önemli yıldızı Brezilyada tanınmayan, orta sıra Alman Klüplerinde oynamış, Galatasaray'da ki kariyerinden önce kazandığı tek kupa 2004-05 sezonunda Almanya Lig Kupası olan, 178 maçta sadece 38 gol atmış, Ronaldinhoyla Diego'nun sözde kumpas kurup milli takımda oynatmadıkları "Dünyalar Yıldızı" Cassio Lincoln. Galatasaray'a geldiğinden beri takımda hep el üstünde tutulmasına rağmen hep sorun yarattı Lincoln. Hagi'nin boşluğu doldurması için aranan adamların Felipe ve İliç sonrası talihlisiydi. Felipe ile iliç'in yanında kendisi gerçekten çok talihliydi. Hem ikisinin de 3 katı yüksek maaşa oynadı, hem ikisinden 5 kat daha fazla sevildi. Tabi bu gibi durumlarda oyuncuya kızmak, oyuncuyu suçlamak çok kolaydır. Burada esas kızılması gereken aldığın oyuncuyu aradığın oyuncu zannedilmesidir. Hagi'nin yerine oyuncu arayan insanların Hagi'nin en büyük özelliklerinin tecrübe, kapasite, hırs, takıma kendini kabul ettirebilmesi olduğu anlayamaması Galatasaray için çok acı, Hagi için çok büyük bir ayıp. En büyük özelliği sağa bakarken sola isabetli pas atabilen bir insanı Hagi'yle aynı koltuğa oturtmak anca Saftig ve Kuzmanovski gibi "büyük yetenekleri" Galatasaray'a kazandıranların başarısı olabilirdi zaten. Takıma beyin olarak alınan bir oyuncu düşününki 2 senede boyunca serbest vuruştan gol atamıyor, gördüğü kartlar takımı hep zor durumda bırakıyor, canı sıkıldımı oynamıyor, 2 sene boyunca Ankara'dan başka deplasmana gitmiyor, gol attımı direk tribünlere koşuyor, gol attırdımı arkadaşları ona gelsin diye bekliyor. Tabii bu durumda Lincoln'ü getirirken ne çıkacağını bilmesi gereken yönetimin başarı olarak adlandırılabilecek durumu, 2 sene boyunca bu sorunda suçlananın 3 teknik direktör ve oyuncunun kendisi olmasıdır.


Tezin İkinci Kısmı : Bir takımın defansının kafasını rakip forvetmi karıştırır, yoksa kendi yönetimimi?
Bir takımın en istikrarlı olması gereken yer defans bölgesidir. Herkesin birbirini iyi tanıması, daha pozisyon olmadan takım arkadaşının ne yapacağının sezebilmesi gerekir. Yani en son dengesi bozulması gereken yer defans bölgesidir. Maddi sebeplerden ötürü Tomas ve Song'un gönderilmesine kimse itiraz edemez. Ama eğer yerlerine alınan oyuncular onlardan daha yükse ücrete alınıyorsa burada çok büyük bir hata var demektir.Sezon başında alınan Fernando Meira'nın klübüne 2,5 milyon Euro kendisine senelik 1,8 milyon Euro verildi. Avrupa futbolunu takip etmem sebebiyle, geçen sezon Stuttgart'ın 4-5 maçını izleme şansı bulmuştum. İzlediğim maçların yarısından fazlası Meira'nın bireysel hatası yüzünden kaybedilmişti. O zamanlar bu oyuncunun Türkiye'ye geleceğini tahmin etmediğimiz için Stuttgart maçlarındaki hatalarını, ıskalarını görünce arkadaşlarımla çok eğleniyordum. Eğlencem taa ki bu oyuncunun Galatasaray'a transfer edilip, son senelerde ilk onbir'de oynatılmamasına rağmen Portekiz milli takım kaptanı olarak lanse edilmesine kadar sürdü. Bu oyuncunun kaç kere izlendiğini, izlendiyse de kimin izlediğini gerçekten çok öğrenmek isterdim. Ayrıca elinde Türk milli takımının 3 defans oyuncusu varken bu adamı almak kadar elinde defans kalmayınca oyunculara para ödeyemiyoruz diye göndermekte ayrı bir başarı öyküsüdür. Sene başında yapılan mali toplantılardan veya planlamadan pek bir başarı çıkmıyor anlaşılan.Defansın başka önemli adamı, anca 35 yaşında Galatasaray taraftarı tarafından sevilen, canını dişine takan, avrupa kupasının yıldızı Emre Aşık'ı bir sene kovup bir sene geri almak mı, yoksa Emre Aşık'ın hala aynı düzeyde aynı istekle oynayacak psikolojisinin olmasımı tezin önemli noktalarından biri olabilir bilemiyorum. Almanya ikinci liginden alınıp defansta olmadı bir de önliberoda deniyelim dedikleri İsmail Bouzid'i, 45 metreden denediği şutlarla gönlümüzde yer tutan Ahmed Barusso'yu da unutmamak lazım. Ama yinede bu yönetimin şanssızlıklarını söylemeden geçmekte haksızlık olur. Yaptıkları en iyi transferlerinin başında gelen, hayatında sakatlık görmemiş Tobias Linderoth'un iki sezonda bu kadar az maç yapacağını kimse bilemezdi.

Tezin Üçüncü Kısmı : Altyapıdan çıkan oyuncuları nasıl korkutup gücü yeni gelenlere veririm?
Bundan yaklaşık 4 ay önce Adnan Polat "Florya'nın 4 kapısı var geldikleri gibi giderler" dedi. Bunu Galatasaray tarihinin son 10 senede altyapısından çıkmış en yetenekli, en karakterli ve en önemlisi Galatasaray'ın maddi manevi en ihtiyacı olan insan Arda Turan için söyledi. Michael Skibbe gittikten sonra galibiyeti ona bile armağan edebilecek karakterde, kaptanları devamlı hakemlerle kavga ederken kaptanlarını sakinleştirecek olgunlukta ve altyapıda yıllardır oynamış insan yerine kaptanlığı Lincoln'e vererek yıldızını içten içe küstürmek ve tüm Türk oyuncuları Lincoln'e düşman etmekte tezin insanı içine çeken yanlarından biridir bana kalırsa.



Tezin Dördüncü Kısmı: Kendimizi kurtarmak için, Klübün en büyük değerini silebilirmiyiz?
Esasında tezin bu bölümünün bir özelliği yok. Çünkü bu filmi Özhan Canaydın başkanlığı sırasında da görmüştük. En önce seçilebilmek için Fatih Terim, sonra yönetimde kalıp taraftarı yanına çekmek için Hagi'yi getirme zaten kullanılmış bir yöntemdi. Benim anlayamadığım ve üzüldüğüm en önemli olay aynı oltaya Bülent Korkmaz'ında gelmesi. Yönetimin tepkiyi kendisinden başka yere çekmesi ve yararlanıcak et ve süt kalmaya kadar bir Galatasaray İdolünü sömürmek, bu klübün bir klasiğiydi. Ama Bülent Korkmazın bu oyuna gelmemesi gerekirdi. Bülent Korkmaz'dan önce teklif yapılan Gheorge Hagi bu oyuna gelmemişti. Sonuç olarak bizde böyle bir basın varken 4-5 ay daha oklar başka yerlere atılacaktı. Michael Skibbe gittikten sonra, ağız birliği yapmışçasına Bülent Korkmaz'ı isteyenler, daha 1 ayı dolmadan kendisini taşlamaya başladılar bile.

Geçmiş seneler gösteriyorki sıra Hakan Şükür'de. Eminimki seneye seçilecek yanlış antrenör 6 aya kovulup yerine daha kullanılmamış Hakan Şükür, Suat Kaya veya Ergün Penbe'den biri denenecektir.

Tezin Beşinci Kısmı: Futbolun gerçeklerimi, kendi gerçeklerimizmi?

Geçen sene kazanılan şampiyonluk bir bakıma futbolun tüm gerçeklerini ters köşeye yatıran bir şampiyonluktu. Sezonun bitmesine 6 hafta kala bir teknik direktörün gitmesi sonrası kazanılan şampiyonluk yüzünden, bu sene başında yapılan yanlış antrenör seçimi daha büyük bir yanlışla düzeltilmeye çalışıldı. Bu durum aynı Yunanistan'ın rezalet bir biçimde defansif oynayarak şampiyon olmasından sonra dünyada ki çoğu takım o tarz futbolla başarıya ulaşacağını sanması gibi. Ama papaz tabiki her zaman pilav yemeyecekti. Her sene kişiler kötü giderken teknik direktör gönderilip yerine amiyane tabirle "gaz veren" bir teknik direktörle başarıya ulaşılacağını sanmak ancak Kalli'yi ikide bir gönderip geri çağıran bir yönetimin düşüncesi olabilirdi. Ama bilmedikleri olay, gaz vermek, senenin başında ve sezon ortasındaki kampta futbolculara verilen fizik kondisyon eksiğini kapayamazdı.

Sonuç:

Bu tezden gerçekten çok güzel dersler çıkarabilir herkes. Bir klüpte yönetici olunduğunda ne yapılmaması gerektiğini, 8 sene öncenin dünya klübü olan bir takımı nasıl gece klübü haline döndürülebileceğini bulabilirsiniz bu tezde. Benimse çıkardığım en büyük ders, kendi klübüme karşı şike yapmış bir insanı klübün bırakın kapısından içeri sokmayı, televizyondan bile maçını izletmemem gerektiğidir.