Ana içeriğe atla

TEZ OLACAK YÖNETİM VE TRANSFERLER

Ünlü Futbol büyüğü Adnan Sezgin geçen sene " Bu takım Amerika`da tez konusu olur. Aslında futbol üzerine eğitim yapanların gelip Galatasaray`ın bu tablosunu incelemesi lazım" demişti. Hiçbir zaman tezin bu kadar basit ve eğlenceli olduğunu düşünmemiştim. 2-3 sene tezle uğraşmış bir insan olarak, üniversite yıllarımda Adnan Sezgin'le tanışmayı dilerdim. Eğer tanışsaydım sanırım mühendislikte değilde spor hayatında tez yapardım. Ben yinede kendi vatanımızdan çıkan böyle güzel bir tez konusunu Amerikalılara bırakmadan bu tez üstünde biraz çalışıp sizlerle paylaşmak istedim.



Tezin ilk kısmı : Bir Hagi'den kaç Lincoln çıkar?
Tezin en önemli yıldızı Brezilyada tanınmayan, orta sıra Alman Klüplerinde oynamış, Galatasaray'da ki kariyerinden önce kazandığı tek kupa 2004-05 sezonunda Almanya Lig Kupası olan, 178 maçta sadece 38 gol atmış, Ronaldinhoyla Diego'nun sözde kumpas kurup milli takımda oynatmadıkları "Dünyalar Yıldızı" Cassio Lincoln. Galatasaray'a geldiğinden beri takımda hep el üstünde tutulmasına rağmen hep sorun yarattı Lincoln. Hagi'nin boşluğu doldurması için aranan adamların Felipe ve İliç sonrası talihlisiydi. Felipe ile iliç'in yanında kendisi gerçekten çok talihliydi. Hem ikisinin de 3 katı yüksek maaşa oynadı, hem ikisinden 5 kat daha fazla sevildi. Tabi bu gibi durumlarda oyuncuya kızmak, oyuncuyu suçlamak çok kolaydır. Burada esas kızılması gereken aldığın oyuncuyu aradığın oyuncu zannedilmesidir. Hagi'nin yerine oyuncu arayan insanların Hagi'nin en büyük özelliklerinin tecrübe, kapasite, hırs, takıma kendini kabul ettirebilmesi olduğu anlayamaması Galatasaray için çok acı, Hagi için çok büyük bir ayıp. En büyük özelliği sağa bakarken sola isabetli pas atabilen bir insanı Hagi'yle aynı koltuğa oturtmak anca Saftig ve Kuzmanovski gibi "büyük yetenekleri" Galatasaray'a kazandıranların başarısı olabilirdi zaten. Takıma beyin olarak alınan bir oyuncu düşününki 2 senede boyunca serbest vuruştan gol atamıyor, gördüğü kartlar takımı hep zor durumda bırakıyor, canı sıkıldımı oynamıyor, 2 sene boyunca Ankara'dan başka deplasmana gitmiyor, gol attımı direk tribünlere koşuyor, gol attırdımı arkadaşları ona gelsin diye bekliyor. Tabii bu durumda Lincoln'ü getirirken ne çıkacağını bilmesi gereken yönetimin başarı olarak adlandırılabilecek durumu, 2 sene boyunca bu sorunda suçlananın 3 teknik direktör ve oyuncunun kendisi olmasıdır.


Tezin İkinci Kısmı : Bir takımın defansının kafasını rakip forvetmi karıştırır, yoksa kendi yönetimimi?
Bir takımın en istikrarlı olması gereken yer defans bölgesidir. Herkesin birbirini iyi tanıması, daha pozisyon olmadan takım arkadaşının ne yapacağının sezebilmesi gerekir. Yani en son dengesi bozulması gereken yer defans bölgesidir. Maddi sebeplerden ötürü Tomas ve Song'un gönderilmesine kimse itiraz edemez. Ama eğer yerlerine alınan oyuncular onlardan daha yükse ücrete alınıyorsa burada çok büyük bir hata var demektir.Sezon başında alınan Fernando Meira'nın klübüne 2,5 milyon Euro kendisine senelik 1,8 milyon Euro verildi. Avrupa futbolunu takip etmem sebebiyle, geçen sezon Stuttgart'ın 4-5 maçını izleme şansı bulmuştum. İzlediğim maçların yarısından fazlası Meira'nın bireysel hatası yüzünden kaybedilmişti. O zamanlar bu oyuncunun Türkiye'ye geleceğini tahmin etmediğimiz için Stuttgart maçlarındaki hatalarını, ıskalarını görünce arkadaşlarımla çok eğleniyordum. Eğlencem taa ki bu oyuncunun Galatasaray'a transfer edilip, son senelerde ilk onbir'de oynatılmamasına rağmen Portekiz milli takım kaptanı olarak lanse edilmesine kadar sürdü. Bu oyuncunun kaç kere izlendiğini, izlendiyse de kimin izlediğini gerçekten çok öğrenmek isterdim. Ayrıca elinde Türk milli takımının 3 defans oyuncusu varken bu adamı almak kadar elinde defans kalmayınca oyunculara para ödeyemiyoruz diye göndermekte ayrı bir başarı öyküsüdür. Sene başında yapılan mali toplantılardan veya planlamadan pek bir başarı çıkmıyor anlaşılan.Defansın başka önemli adamı, anca 35 yaşında Galatasaray taraftarı tarafından sevilen, canını dişine takan, avrupa kupasının yıldızı Emre Aşık'ı bir sene kovup bir sene geri almak mı, yoksa Emre Aşık'ın hala aynı düzeyde aynı istekle oynayacak psikolojisinin olmasımı tezin önemli noktalarından biri olabilir bilemiyorum. Almanya ikinci liginden alınıp defansta olmadı bir de önliberoda deniyelim dedikleri İsmail Bouzid'i, 45 metreden denediği şutlarla gönlümüzde yer tutan Ahmed Barusso'yu da unutmamak lazım. Ama yinede bu yönetimin şanssızlıklarını söylemeden geçmekte haksızlık olur. Yaptıkları en iyi transferlerinin başında gelen, hayatında sakatlık görmemiş Tobias Linderoth'un iki sezonda bu kadar az maç yapacağını kimse bilemezdi.

Tezin Üçüncü Kısmı : Altyapıdan çıkan oyuncuları nasıl korkutup gücü yeni gelenlere veririm?
Bundan yaklaşık 4 ay önce Adnan Polat "Florya'nın 4 kapısı var geldikleri gibi giderler" dedi. Bunu Galatasaray tarihinin son 10 senede altyapısından çıkmış en yetenekli, en karakterli ve en önemlisi Galatasaray'ın maddi manevi en ihtiyacı olan insan Arda Turan için söyledi. Michael Skibbe gittikten sonra galibiyeti ona bile armağan edebilecek karakterde, kaptanları devamlı hakemlerle kavga ederken kaptanlarını sakinleştirecek olgunlukta ve altyapıda yıllardır oynamış insan yerine kaptanlığı Lincoln'e vererek yıldızını içten içe küstürmek ve tüm Türk oyuncuları Lincoln'e düşman etmekte tezin insanı içine çeken yanlarından biridir bana kalırsa.



Tezin Dördüncü Kısmı: Kendimizi kurtarmak için, Klübün en büyük değerini silebilirmiyiz?
Esasında tezin bu bölümünün bir özelliği yok. Çünkü bu filmi Özhan Canaydın başkanlığı sırasında da görmüştük. En önce seçilebilmek için Fatih Terim, sonra yönetimde kalıp taraftarı yanına çekmek için Hagi'yi getirme zaten kullanılmış bir yöntemdi. Benim anlayamadığım ve üzüldüğüm en önemli olay aynı oltaya Bülent Korkmaz'ında gelmesi. Yönetimin tepkiyi kendisinden başka yere çekmesi ve yararlanıcak et ve süt kalmaya kadar bir Galatasaray İdolünü sömürmek, bu klübün bir klasiğiydi. Ama Bülent Korkmazın bu oyuna gelmemesi gerekirdi. Bülent Korkmaz'dan önce teklif yapılan Gheorge Hagi bu oyuna gelmemişti. Sonuç olarak bizde böyle bir basın varken 4-5 ay daha oklar başka yerlere atılacaktı. Michael Skibbe gittikten sonra, ağız birliği yapmışçasına Bülent Korkmaz'ı isteyenler, daha 1 ayı dolmadan kendisini taşlamaya başladılar bile.

Geçmiş seneler gösteriyorki sıra Hakan Şükür'de. Eminimki seneye seçilecek yanlış antrenör 6 aya kovulup yerine daha kullanılmamış Hakan Şükür, Suat Kaya veya Ergün Penbe'den biri denenecektir.

Tezin Beşinci Kısmı: Futbolun gerçeklerimi, kendi gerçeklerimizmi?

Geçen sene kazanılan şampiyonluk bir bakıma futbolun tüm gerçeklerini ters köşeye yatıran bir şampiyonluktu. Sezonun bitmesine 6 hafta kala bir teknik direktörün gitmesi sonrası kazanılan şampiyonluk yüzünden, bu sene başında yapılan yanlış antrenör seçimi daha büyük bir yanlışla düzeltilmeye çalışıldı. Bu durum aynı Yunanistan'ın rezalet bir biçimde defansif oynayarak şampiyon olmasından sonra dünyada ki çoğu takım o tarz futbolla başarıya ulaşacağını sanması gibi. Ama papaz tabiki her zaman pilav yemeyecekti. Her sene kişiler kötü giderken teknik direktör gönderilip yerine amiyane tabirle "gaz veren" bir teknik direktörle başarıya ulaşılacağını sanmak ancak Kalli'yi ikide bir gönderip geri çağıran bir yönetimin düşüncesi olabilirdi. Ama bilmedikleri olay, gaz vermek, senenin başında ve sezon ortasındaki kampta futbolculara verilen fizik kondisyon eksiğini kapayamazdı.

Sonuç:

Bu tezden gerçekten çok güzel dersler çıkarabilir herkes. Bir klüpte yönetici olunduğunda ne yapılmaması gerektiğini, 8 sene öncenin dünya klübü olan bir takımı nasıl gece klübü haline döndürülebileceğini bulabilirsiniz bu tezde. Benimse çıkardığım en büyük ders, kendi klübüme karşı şike yapmış bir insanı klübün bırakın kapısından içeri sokmayı, televizyondan bile maçını izletmemem gerektiğidir.

Yorumlar

  1. Ilk yazin hayirli olsun kardesim. Devamini getir mutlaka.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…