Ana içeriğe atla

KAPTANLAR VADİSİ

Yaşasın Türk futbol kamuoyu. Çünkü yeniden bir gencin sinirlerini ve psikolojisini bozmayı başardılar. Yeniden anladım ki bizim ülkemizden büyük adam çıkmaz, çıkartmazlar. Çünkü öyle bir kıskançlık, öyle bir zengin düşmanlığı vardır ki bu ülkede, biraz yetenek olarak aradan sıyrılan, eleştiri ve yalan oklarının hedefi olur. Sistem bellidir önce ailemizin çocuğu, sonra bilmem ne çocuğu. Çünkü ailenin çocuğuysa, herkesin o çocuğa herşeyi deme hakkı vardır Her yaptığı batar insanlara. Bir anda herkes şeref ve namus abidesi kesilir. En namussuz, en şımarık, en verimsiz insan, bir sene önce milletin zorla Kaf Dağının tepesine koyduğu insan olur. Yüzyıllardır yapılmıştır bu pislikler ve eminim ki her zaman da yapılacaktır.
İnsanoğlunu hayvanlar aleminden ayıran özelliğidir konuşarak anlaşması. Hayvanların özelliğidir sadece ses çıkararak anlaşmayı denemeleri. Mesela foklar sevinince alkışlar, aynı insanların Arda Semih'e iki tane çakınca mutlu olup alkışladıkları gibi. İşin kötüsü fok kadar beyinleri yoktur esasında bu insanların. Çünkü fok bir şeye sevinip alkışlarsa, hep alkışlar. Ama bizdeki taraftar onu bile yapamaz. Bir gün isterler Galatasaray kaptanının kavga etmemesini, sonra sorarlar sanki maçtan sonra Volkan'ı görenler birşey yapmaya cesaret edebileceklermiş gibi "niye Fenerbahçe maçında dalmadın Volkan'a" diye. Tutarsızdır bizdeki futbol kamuoyu. Çünkü düşünmezler. Düşünmezler geçen sene ne demişler şimdi ne diyorlar. En kolay iştir bu hayatta düşünmemek. Dinlerler Telegol'de ki medya maymunlarını, okurlar her sene Etoo'yu Fenerbahçe'ye, Tevez'i Galatasaray'a getiren spor gazetelerini. Sonra tekrarlarlar orada okuduklarını. Çünkü düşünmek zordur dediğim gibi, papağanlıktır en kolayı. Onca işin arasında bir de düşünüp kafayı futbola mı yoracaklar hakkaten? Zaten futbolun sevilmesinin temelinde de bu vardır. O kadar kolay oyundur ki düşünmeye gerek yoktur. Ünlü Türk büyüğü Leonardo da Vinci demiştir ki "Futbol kolay bir oyundur, zor olan onu kolay oynamaktır". Mesela bunu okuyan ortalama bir Türk taraftar için, kolay olan cümleyi alıp, kahvede arkadaşına söylemek, bir forumda yazmak ve Leonardo Da Vinci'nin Türk olduğunu iddia etmektir. Bakmaya ne gerek var, bunu yazan adam ne kadar doğru yazar, ne kadar mantıklı bir insandır. Kim bakacak şimdi google'dan bu söz kimin veya Leonardo da Vinci ne iş yapar? Hazır bir yazan var, ben onunkini söyleyeyim, yanlışsa nasıl olsa başka konuya geçerim.
Herkes kendi takımının Steven Gerrard'ı, Francesco Totti'si olsun ister. Ama sözdedir bu istekler hep. Arda Turan kaptan yapılınca kimse sevinmez. Çünkü Arda hem 22 yaşındadır, hem de çok para kazanmaktadır. Arda'yı eleştirecek insanların her zaman aklındadır bunlar. Hiçbir zaman Arda kadar ünlü olamayacaklardır ve para kazanamayacaklardır. Bu zayıf karakterli insanların sığındığı bahane ilk günden beri ezberlerindedir: "Arda'nın yaşı kaç ki takımda ağırlığı olsun?". Çünkü bizim ülkemizde akıl başta değil, yaştadır. Çünkü bu insanlar o kadar alışmışlardır ki suratı asık yöneticilere, yabancı kaçıran kaptanlara, adam kesen Polat'lara; onlar için karizma kötülükten geçer. Sever insanlar onlara yol gösterecek, onlara kızacak insanları. Müstahaktır bu insanlara yabancıların arkasından iş çeviren, uzaktan şut çeken gençleri azarlayan, bir cip için kavga çıkaran kaptan Hakan Şükür'ler, kaptan Ümit Karan'lar. Kaptan dediğin çiğ et yemelidir; kaptan dediğin masaya vurdu mu öyle bir ses çıkarmalıdır ki bir daha masa üretilmemelidir; kaptan dediğin vurduğu yerde botanik bahçe çıkartmalıdır; kaptan dediğin ya 20 yaşında evlenip 2 çocuğu olmalıdır ya da karı kızla işi olmamalı aseksüel olmalıdır; kaptan dediğin her büyük maçta adam dövmelidir hem de maç sonunda akil açıklamalarda bulunmalıdır; kaptan dediğin zinhar tiyatroya sinemaya gitmez. Kurtlar vadisini izler, çünkü o dizi veya sinema değildir, o bir hayat biçimi, o bir felsefedir.
22 yaşındaki çocuğa hayatı zehir edenler; omuzlarına dünyanın yükünü verenler; ona psikolojik destek vermeyen yöneticiler; giydiği ceketten, kız arkadaşına kadar herşeyini eleştiren basın ve en kötüsü iki yüzlü taraftar; soruyorum size!!! Hatırlıyor musunuz gülüyordu, mutluydu bu çocuk?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…