Ana içeriğe atla

OLMUYOR İSTESEM DE

Kafamda binbir soru. Hatayı arıyorum, bir sürü. Çözüm veya çözüm yaratacak insan arıyorum, şu an itibariyle sıfır. Ne olacak, işler nasıl düzelecek bilemiyorum. Yönetimi düşünüyorum, başım ağrıyor; Futbolcuları düşünüyorum, kalbim ağrıyor. Teknik kadro'nun da suçu en az onlar kadar. Bölge bölge, isim isim bakıyorum heryerde çatlaklar var :
• Aklım ermiyor Galatasaray'ın kalesinin Aykut'a teslim edildiğine. Yan topları zayıf, zamanlaması zayıf, arkadaşlarıyla iletişimi zayıf. Kendine güvenmiyor, arkadaşları ona güvenmiyor. Artık her geçen gün daha kötüye gidiyor, yazık oluyor hem Galatasaray'a, hem Aykut'a. Aykut 3 sene öncesinde yaptığı kaleciliğin yarısını yapamıyor. Zaman geçiyor ve yine bir sezon daha kayıp olmaya doğru gidiyor.
• Galatasaray'ın bekleri geliyor aklıma, iyice sıkıntı basıyor. Düşünüyorum, Sebastian Perez'den sonra bu takıma bek gelmemiş. Geçen sezon takımın bünyesinde 3 sol bek (Hakan Balta, Volkan, Alpaslan) varken sezon başında ikisi kovulmuş, Hakan Balta yedeksiz kalmış ve o günden sonra formu tepe taklak düşmüş. Geçtiğimiz sezon sol bekte zorluklar çekilmiş, defansif bilgisi sıfır olmasına rağmen Caner, o bölgede oynatılmış ve normal olarak iyi performans sergileyememiş. Peki hatalardan ders alınmış mı? Tabii ki hayır, mümkün mü Galatasaray'da hatalardan ders çıkarmak!!! Bu sene başında Sabri'nin tek yedeği Uğur Uçar gönderilip, defansın sağı bek bilgisi sıfır olan Ali Turan'a bırakılmış. Peki transferden önce planlama yapılmış mı? Tabikii hayır. Defansif oynayan Anadolu takımlarının beklerinin, ofansif takımlarda oynayamayacağını bilen bir yönetim var mı? Tabii ki hayır. O takımlarda oynayan bekler, hücuma katılmaz; hatta önlerindeki kanat oyuncusu, yardımcı bek olarak oynar. Yani bu gibi takımlarda bekler, bek gibi değil, sağ veya sol stoper gibi oynarlar. Ama bunu görebilecek vizyon sahibi biri Galatasaray bünyesinde var mı? Tabii ki yok.
Hakan Balta aklıma geliyor, ateşim çıkıyor. Bu kadar vurdum duymaz, laubali nasıl oynanır aklım hayalim almıyor. Ne savaşıyor, ne koşuyor. Ne stoperine, ne orta sahasına yardım ediyor. OFK deplasmanında maçı satıyordu, Aykut kurtardı; Sivas deplasmanında Ceyhun'a verdiği ara paslarla Sivas'ı 3 kere kontra atağa kaldırdı, 2'si golle sonuçlandı; Karpaty maçında arkasında adamı görmedi, topu bıraktı gol yendi. Servet'e, Barış'a, Mustafa Sarp'a iyi oynayamıyorlar diye kızıyoruz ama ellerinden geleni yaptıklarını inkar edebilir miyiz? Ama Hakan Balta'nın ki böyle değil. Elinden geleni yapmıyor, takımı baltalıyor. 80'inci dakikada hafif darbe aldı, yattı yere. Ayhan zorla kaldırdı. Ayhan bıraksa sağlık ekibi içeri girecek, Galatasaray tam bastırırken maç duracak. Ayhan'a kızıp zorla kalkmasına rağmen 5 saniye sonra topla rahat rahat oynadı. Belki komplo teorisi ama bu adamda bir iş var. Ben soyunma odasında Jardel yerine arkadaşlarını oynatmak için teknik direktör tehdit eden oyuncular gördüm, takım içinde küçükleri dövenleri gördüm ama gerçekten bu Hakan Balta'nın başka bir olayı var.
• Orta sahaya bakarsak, Fleurquin ve Suat Kaya'nın oynadığı 2002-03 sezonunda beri Galatasaray'da orta saha sıkıntısı var. Kimler geldi, kimler geçti. Her sezonunun beşinci maçından sonra bu takıma orta saha lazım denildi ama alınan adamlar İnamoto'yu, Volkan Arslan'ı, Mustafa Sarp'ı geçemedi. Her sene o bölgede Galatasaray açık verdi. 7 senedir alınan tek iyi oyuncu Linderoth'un futbol hayatı bitti. Sene 2010, hala Galatasaray'ın o bölgesine adam alınamadı. Alan kapama ve topsuz oyun bilgisi minimum düzeyde olan Mustafa Sarp ve Ayhan'a, Rijkaard iki senedir hiçbir şey öğretemedi. Bu iki oyuncu top rakipteyken defansın göbeğine gömülüyorlar, top Galatasaray'dayken forvetin içine gömülüyorlar. İki durumda da kendilerini tutan adamları yanlarında taşıyarak pozisyon bulunması gereken yerleri kalabalık hale getirdiler. Durum bu haldeyken yönetim hala Julio Baptista ve Misimovic'in peşinde koşup, enerjisini yanlış yerlerde harcıyor. Hala 1980 futbol yapısındaki 10 numarayı getirip taraftarı mutlu etmeye çalışıyor.
• Teknik yönetim tarafına gelirsek, hala çok büyük destekçisi olmama rağmen Frank Rijkaard ve Johan Neeskens ikilisi bu takıma ne verdi diye düşünüyorum. Hangi oyuncuya birşey kattılar, hangi altyapı oyuncusu kendini gösterebildi? Niye Musa ve Mehmet Batdal'ı oynatamadılar? Nasıl olur da Hollanda ve İspanya'da ki insan yönetme sistemiyle burada da başarılı olabileceklerine inandılar, nasıl olur da kimse bu ikiliyi uyarmadı? Sen Türk futbolcusunu profesyonel zannedip, 2 ay tatil verirsen ve bu 2 ayda program vermeden kendilerinin çalışmalarını beklersen, işte bu kadar fizik kapasitesi düşük bir takım olur sahada. Ama tabii bu eldeki malzemeye öğretse ne olurdu diye sorsanız, "ligi beşinci değil de iyi ihtimalle ikinci bitirirler" derim.

Her sabah çok severek dinlediğim sevgili Mehmet Ayan'ın programında, Emre Altuğ'un şarkısı, Galatasaray ve Rijkaard için çalındı. Sözlere bakınca bu şarkı, herşeyin çok güzel bir özeti esasında.

"Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine
Sanırım şehir uzakta kalıyor
Ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
Ama güneş her gece tepemde doğuyor

Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor, beklesem de
Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor"

Şarkıda dendiği gibi, ne kadar istesem de olmuyor. Rijkaard'ın bu sistemiyle olmuyor. Ama benim isteğim Rijkaard'ın gitmesi değil, yönetimin gitmesi. Spor gazetelerinin ve yönetimin ayak oyunlarıyla Rijkaard'ın gitmesini isteyen zihniyete karşıyım. Haziran ayında bütçe yapıp temmuz ve ağustosta transfer harekatlarına, teknik direktörün değil taraftarın gazını alma adına yapılan karşıyım. Ama karşı olmaz neye yarar ki? Artık çark dönmeye başladı. Maç öncesi Rijkaard tezahüratları başladığında bir anda son ses müziğin açılması, basın toplantısındaki çeviri krizleri, futbolcular arasında konuşulmaya başlayan "imparator" sesleri, teknik kadronun istediği transferlerin yapılmaması, hala 10 numara peşinde koşulması. Bunların hepsi yönetimin köylü kurnazı bezdirme politikalarının ve ne istediklerinin kanıtı. Esasında başka birşey istiyorlar da Galatasaray terbiyesi çerçevesinde bunu dile getiremiyorum.

Son söz olarak, eminim ki bir iki maç daha kaybedilince bazı Türk oyuncular, belki yönetimin icazetiyle, belki de kendi insiyatifleriyle, Hakan Balta'nın yaptığını yapıp kötü performans sergilemeye başlayacaklar. Başlayacaklar ki Rijkaard gitsin, 2000'in imparatoru gelsin. Bu bir komplo teorisi değldir, bunun örneklerini Galatasaray'da, Fenerbahçe'de, Beşiktaş'ta hatta milli takımda bile gördük. Ve eğer böyle birşey olursa (tek başıma kalsam bile) bu ihaneti protesto edeceğime, bütün tepkimi sahada ve saha dışında futbolculara göstereceğime yemin ederim. Çünkü benim için başarılar gelir geçer, önemli olan asalettir. Bu asaleti bitirmeye çalışanların Galatasaray'da yeri yoktur ve olmamalıdır.

Yorumlar

  1. Arda'ya da bir parantez acmak lazım dun psikolojik bir problemi vardı.
    Takımda kewell ve baros dısında kimsenin mağlubiyete reaksiyon vermemesi de cok acıydı bence. Depresyonda takım ve surekli uyuyarak ta bu depresyondan cıkamıcak gibi gozukuyor..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…