Ana içeriğe atla

ZVJEZDAN MISIMOVIC


En sonunda yazarları ikiledik. İşte eski gazeteci, Türkiye'nin ilk bahis yazarı ve daha önemlisi çocukluk arkadaşım Selim Suner'in ilk yazısı:

Almanya'nın Münih kentinde doğan, ailesinin kökeni Bosna Hersek'in Sırp ağırlıklı bölgesi (aynı zamanda Sırp Cumhuriyeti sınırları içindeki...) Bosanska Gradiska olan bu futbolcunun eşi ise Makedon (Skoplje'li). Tanıdık bir isim Elvir Baljic tarafından Bosna Hersek futbolu için ne kadar önemli olduğu, vakti zamanında "Misimovic, Susic kadar kaliteli" cümlesiyle özetlendi. Bilmeyenler için hatırlatalım, Safet Susic, ülke tarihinin en önemli 2. futbolcusudur (Asim Ferhatovic'ten sonra) ve Bosna'da efsanedir. Ne kadar kilit bir oyuncu olduğuyla ilgili bir başka demeç de milli takımdaki eski hocası Miroslav Blazevic'ten gelmişti: "Misimovic, takım için benden daha önemli." Blazevic bu demeci, Misimovic'le yaşadığı polemiklerin ardından istifa ederken vermişti. Gerçi istifa kararının ana sebebi Misimovic değildi ancak aralarında yaşanan gerginliğin sebebine değinmekte de fayda var. Bosna Hersek, Türkiye'yi geçip dünya kupası'na katılmak için barajda Portekiz'le eşleşmişti. İlk maçta Misimovic, standartın çok altında performans gösterince Blazevic, kendisini Bosnalı Sırplar'ın tehditleri yüzünden (ki bizzat Sırp Cumhuriyeti'nin lideri Milorad Dodik'in Misimovic'i aradığını ve tehdit ettiğini söylemişti) takımı sabote etmekle suçlamıştı. Bu suçlamaya sert tepki gösteren Misimovic ikinci karşılaşmada da sakatlığını gerekçe göstererek oynamamıştı. Misimovic'in, Sırplar'ın baskısı altında olduğu ve hatta Sırbistan milli takımı'nda oynamadığı için de tehditler aldığı bölge medyasında sık sık yazılıp çizildi. Sırp-Boşnak polemiklerinden her fırsatta kaçınmaya özen gösteren Zvjezdan milli takım tercihi ve sonrası ile ilgili hemen her röportajda şu benzer cümleleri kurdu: "Bosna Hersek milli takımı'nı seçtiğim için kesinlikle pişman değilim. Sırbistan-Karadağ genç milli takımı'nın formasını giymiştim. ancak Bayern Münih'teyken Hasan salihamidzic bana geldi ve bosna için oynamak isteyip istemediğimi sordu. Görüştük ve bana gösterilen yaklaşımdan çok memnun kaldım. O gün verdiğim kararın da hala arkasındayım."

Hayatı boyunca seyrettiği en iyi futbolcunun Zinedine Zidane olduğunu belirten Misimovic'in liderlikle ilgili görüşleri de (bu kısım galatasaray'daki takım içi dengeler düşünüldüğünde önemli) şöyle: "oynadığım mevkii itibariyle illa ki oyun içinde liderlik yapmam gerekiyor. ancak futbol harici herhangi bir önder olmakta gözüm yok. Kimin 'büyük adam' olduğu da umrumda değil. Önemli olan oyunun lideri olmak ve takımı galibiyete taşımak." Enteresan bir transfer Zvjezdan Misimovic... Kariyerinin parlak günlerinde, bir transfer döneminin son gününde Galatasaray'a geldi. Balkan kökenli, Almanya eğitimli. Galatasaray'daki geleneksel yabancı düşmanlığından nasibini almaz, kendisi de fark yaratma konusunda istekli olursa hasta adamın ayağa kalkmasına yardımcı olabilir. Borges'in blogunda yazdığı bir yoruma da tamamen katılıyorum: "Yanındaki futbolcuların oyununu da güzelleştirecek bir adam Misimovic. Yine de klasik on numara özellikleri gösteren Misimovic'in etkili olabilmesi için defansın önünde oynayan ikilinin iyi performans göstermeleri şart. Bunun için de çok beğendiğim Lorik Cana'nın formunu bulması gerekiyor öncelikle. Ve bir kötü haber: Cana formunu bulsa bile, yanında yine Sarp-Ayhan-Barış üçlüsünden biri illa forma giyecek."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

"KAR"LI GECE

Soğuk ve karlı bir pazar gününde evde maçın iptal olup olmayacağını beklerken, klübün resmi sitesinden, stat kapılarının 17.30'a açılacağı bilgisi verildi. Bu demek oluyordu ki "erken saatlerde Mecidiyeköy'e gelmeyin, zemini temizleyemezsek maçı iptal ederiz". Ama saat 17.30'da iptal haberi gelmediği için bizde düştük yollara. Hava kötü diye takımın yanında olmamak pek bize göre bir hareket değildi ki bence hava o kadar kötü de değildi. Ama stadın içine girince benim gibi düşünen insan sayısının çok fazla olmadığını gördüm. Açık tribün neredeyse bomboştu, yönetim yeni açıktakileri, kapalı tribüne alarak yağan kardan korudular. Numaralı tribünde ise parmakla sayılacak kadar az insan bulunuyordu. Esasında benim içinde en güzel maçlar bunlardır, az kişi demek gerçekten duruma önem veren kişi demekti, gerçekten oraya ait olan insanlar demekti. Yani Sayın Mükerrem Taşçıoğlu'nun tezahürat fetişistliğini tatmin eden ama klübün 50 metre yakınına yaklaştırılmaması ger…

Galatasaray - Denizli : 4-1

Cumartesi maçlarını her zaman daha çok sevmişimdir. Sonraki gün iş derdi olmadan evde maç yorumlarını okumak ve izlemek her zaman daha keyiflidir. Sonraki günün tatil olması nedeniyle maçlar daha da dolar. Bunun da etkisiyle dün akşam Galatasaray'ın maçı neredeyse kapalı gişe oynandı. Yıllardır boş görmeye alışık olduğumuz yeni açık alt tribün bile seyirci çekmeye başlamıştı. Tabii bunun başlıca sebebi Rijkaard. Maçın taktik, teknik yorumlarını herkes yazdığı için benim aklımda kalan daha değişik olayları sizlerle paylaşmak istiyorum:

Maçtan önce herkes ilk 11'i duyunca baltaları çıkarıp beklemeye başladı. Sanki çoğu kişi maç kötü gitsinde "ben haklıydım" demek istiyor gibiydi. Belki bir Türk hoca 4 defans oyuncusunun 4'ünü birden değiştirse canına okunabilirdi ama Rijkaard için bu geçerli değil bana kalırsa. Çünkü "Rijkaard ve Neeskens yapıyorsa vardır bir bildikleri" diyecek çok kişi var Galatasaraylılar arasında. Benim kafamdaki ideal kadroda herzaman…