Ana içeriğe atla

GALATASARAY - ANTALYASPOR : 3-2

Galatasaray taraftarları, hem sakatlıkların çoğalması, hem başkanın açıklamaları, hem de rakip oyuncuların sertliğin dışına çıkan oyunları yüzünden epey gerginlerdi. Geçtiğimiz senelerde bu tarz gerginlikler takımın işine yarayabiliyordu ama bu sene tam tersi takımın zararına oluyor. Maçın birinci saniyesinde ve 60'ıncı saniyelerinde sert bir faul yaparak başladı Galatasaray. Sanki "artık bizde sert oynayacağız" der gibilerdi ama bu sertlik sadece maçın ilk 3 dakikasına kadar sürdü. Kimsenin dile getirmediği bu olay yani yumuşak oyun tarzı yüzünden Galatasaray aylardır (1.11.2009 Sivas maçından beri) Ali Sami Yen'de karşı takımı baskı altına alamıyor. Takımda kimse rakibine karşı sert ve hırslı oynamıyor. İleri uçtaki oyuncular çok kırılgan, topa girmeye korkan yapıda oyuncular. Onlara karşı sert oynanınca ya toptan uzaklaşıyorlar ya da ayarı tutturamayıp kırmızı kart görüyorlar. Yine de bir yere kadar forvet oyuncuların kırılganlığını anlayabiliriz. Ama takımda defansif orta saha oynayan, zaten topu oyuna sokamadığı için tek özelliği oyunu kesmek olan Mehmet Topal'ın yumuşak oyununu anlamak mümkün değil. 90 dakika boyunca Mehmet Topal'ın yaptığı faul sayısı 3'ü geçmemiştir. Yanında biri koşarken omzunu koymaması, koluyla şarj yapmaması karşı rakibin ataklara rahat çıkmasına sebep veriyor. Ayrıca altyapıda ne eğitimi aldığını da çok merak ediyorum, ona atılan pası kontrol etmesi 3 saniyeyi buluyor ve kontrol ettikten sonra pas atacağı tarafa öyle bir dönüyor ki pası nereye atacağını anlayamamak için hayatınızda futbol izlememiş olmanız lazım. Anadolu takımlarıyla oynarken, rakibin tek silahının kontrataklar olduğunu düşünürsek, orta sahada yapılacak bir faul sonrası Galatasaray'ın defansı yerleşecek ve rakibin poziyona girmesi zorlaşacaktır. Ama hakemin uydurduğu faulleri saymazsak, Galatasaray'ın karşı takıma yaptığı faul sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.
"Kör ölür badem gözlü olur" misali 2 hafta önce herkesin sövdüğü Shabani Nonda gönderilince birden kıymete bindi biliyorsunuz. Dünkü maçtan sonra da "takım forvetsiz oynadı" tantanası yine başladı. Ama insanların anlamadığı Galatasaray'ın problemi gol atma ve pozisyon bulmaktan çok kolay gol yeme alışkanlığının devam etmesiydi. Takımın ideal defans dörtlüsünün 3'ünün oynamaması ve Lucas Neill'ın yeni gelmesi belki bir bahane olabilir ama bu takımın saçma gol yeme alışkanlığı son bulacak gibi durmuyor. Ayrıca bu transfer döneminde keşke Giovani yerine Thomas Hitzlsperger alınsaydı diye de insan aklından geçiriyor doğrusu.
Maçın yıldızı şüphesiz Elano'ydu. Hem kendi oynadı, hem takımı oynattı. Takımın en hırslı ve istekli oyuncusuydu. Ama Arda, Keita ve özellikle Giovani ona eşlik edemedi. Bu 3 ismin aksine Elano'nun en rahat pas alıp verdiği adam Mustafa Sarp oldu. Çok başarılı bir maç çıkarmasına rağmen Neceti'nin attığı ikinci golde topu nasıl alamadı anlamak mümkün değil. Kader Keita'da ki form düşüklüğü devam ediyor. Sabri'siz oyuna bir türlü alışamadı. Yeteri kadar top alamayınca, aldığı toplarla da fazla fantastik hareketler deniyor. Kaptırınca hem kendi küsüyor, hem takımı küstürüyor. Ayrıca dünkü maçta yeniden gördük ki, çok büyük ümitler beslediğim Aykut, Galatasaray'ın kalesini koruyacak kalitede değil. Yediği gollerde hatası yoktu ama diğer pozisyonlarda hiç güven vermiyor, attığı degajların hiçbiri yerini bulmuyor.
Hakemlerden bir ricam var. Zaman geçiren kalecilere lütfen 90'ıncı dakikada sarı kart göstermesinler. Ya 60'ıncı dakika gibi göstersinler ya da hiç göstermesinler. Futbol kamuoyunu salak yerine koymaktan başka birşey değil. Ayrıca Sedat'ın kendi takım arkadaşının gırtlağına sarılan ve Emre Güngör'e gözü önünde tekme sallayan sonra boğazını sıkan oyuncuya kart vermemesi, Elano'ya gösterdiği sarı kart ne kadar iyi bir hakem olduğunun göstergesiydi. Yan hakemlerinde hiçbir işe yaramadıklarına dün gece yeniden şahit oldum. Bünyamin Gezer'in uzak kaldığı pozisyonlarda gözü önünde top ofsayta çıkıyor veya Arda formasından çekiliyor sessiz kalıyor. Sadece ofsayt ve taç bayraklarını kaldıracaksa oraya bir makine koyalım, onların yaptığı işin ellikat daha iyisini yapacaktır.
Değinmeden geçemeyeceğim. Ömer Çatkıç kaç yaşına geldi, hala şaklabanlık peşinde. Düşünün ki hem Galatasaray, hem Fenerbahçe, hem de Beşiktaş taraftarları bir adamdan nefret ediyor. Demek ki bu insan kendisinde biraz hatayı arayacak. Kimse iki gol atan Necati'ye, adı kasaba çıkan Yalçın'a tepkide bulunmayıp herkes Ömer'e tepki gösteriyorsa bu adamın biri kulağını çekmeli. Kulağı çekilince anlar mı derseniz, pek zannetmiyorum. Ayrıca Necati Ateş hakkında da bir iki şey yazmak isterim. Dün bir burukluk oldu içimde onu karşı takımda görünce. Çok değişik yerlerde olabilirdi şu an. Tuncay Premier League'de oynuyorsa, O da rahatlıkla oynamalıydı. Ama yanlış zaman yanlış mekan oldu. Hakan Şükür'ler Ümit Karan'lar takımdayken, Galatasaray'ın en karanlık çağında takımdaydı. Çok severdim kendisini ama ne olduysa oldu kendini bizden mahrum bıraktı. Biraz daha sakin yapıda olsaydı şu an hala takımdaydı ve belki de en önemli kozlarından biriydi.
Sonuç olarak Galatasaray'ın acil önlem alması gereken iki konu var. Birincisi sertlik. Sertlik olmadan karşı takımı baskı altına almak sadece tribünlere kalıyor. İkincisi ise şut. Hele ki forvetsiz oynanan şu günlerde uzaktan atılacak her şutun çok önemi var ama Elano hariç şut atabilecek bir oyuncu maalesef Galatasaray'da mevcut değil. Özellikle Arda avrupada üst düzey takımlara gitmek istiyorsa şutunu kesinlikle geliştirmeli. Atletico Madrid maçına kadar 1 haftalık bir ara mevcut. Hakan Balta'nın iyileşmesiyle, Caner'den daha fazla verim alabileceğimizi düşünüyorum. İlk maçın deplasman olduğunu da düşünürsek sağlam bir defans oyunuyla ve Keita, Caner, Elano eşliğinde yapılacak kontrataklarla avantajlı bir skorla Galatasaray'ın Madird'den dönebileceğini düşünüyorum ama zaten beni asıl korkutan Ali Sami Yen'de oynanacak olan rövanş maçı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…