Ana içeriğe atla

VANCOUVER 2010

4 senelik bir aradan sonra, benim için her zaman yaz olimpiyatlarından daha eğlenceli olan kış olimpiyatları Vancouver 2010 başlamak üzere. Bu ayın 12'sinde 22'inci Kış Olimpiyatları başlıyor. Şubat'ın 12 sinde açılış seromonisiyle başlayacak olan Vancouver Kış Olimpiyatları, tam 16 gün sürecek ve olimpiyat ateşi 28 Şubata kadar Vancouver'da yanmaya devam edecek. Olimpiyatları almak için Güney Kore'nin Pyeong Chang ve Avusturya'nın Salzburg kentiyle yarışan Vancouver, kenti iki turlu seçim sayesinde kış olimpiyatlarını düzenlemeye hak kazandı. Seçim sisteminde ilk turda ilk iki sırayı alan ülkeler son turda bir daha oylamaya katılıyor. İlk turda Güney Kore'nin 51, Vancouver'ın 40 oy almasına rağmen, Vancouver 56, Pyeong Chang 53 oy aldı ve kazanan Vancouver oldu.
Vancouver, Kanada'nın batısında bulunup ülkenin 3'üncü büyük şehridir. Kanada'nın 3'üncü büyük şehrinin nüfusunun 2,2 milyon olduğunu ve nüfus çokluğunu marifet sayan başbakanımızı düşününce, güzel ülkem için üzülüyorum hakkaten. BBC tarafından "Dünyanın en yaşanılabilir" şehri seçilen Vancouver, ismini 1790'larda şehri keşfeden İngiliz kaptan George Vancouver'dan almıştır. Film yapımcılığı konusunda Los Angeles ve New York City'den sonra üçüncü büyük şehir olması sayesinde "Kuzey Hollywood" ismiyle anılmaktadır. İklim bakımından Kanada'nın en ılıman iklimine sahiptir.
2010 Kış olimpiyatları logosu 2005'te tanıtılan, çöp adama benzeyen ve türkçe anlamı arkadaş olan "Ilanaaq the Inunnguaq"'dır. Maskotlar ise deniz ayısı olan Miga, koca ayak Quatchi ve ne idüğü belirsiz Sumi'dir. Bu yaratıkların hepsi şehrin efsanelerine ve masallarına dayanılarak üretilmiştir. 2010 Dünya basketbol şampiyonasındaki maçların Van'ın 500 km yakınında bile oynanmayacak olmasına rağmen maskotun çirkin bir Van kedisi olduğunu düşünürsek, bu 3 maskot gayet başarılıdır kanımca.
Ülkemizden 6 sporcu bu güzel organizasyona katılıyor. "6" rakamı sizlere az gelebilir ama ülkemizin 3 bir yanının denizlerle çevrili olduğunu, yüzmenin bedava olduğunu ve bilinen yüzücü sayımızın bir elin parmaklarını geçmediğini düşünürsek, bence 6 yarışmacıyla katılmamız normal. Zaten "iyiyiz" dediğimiz futbolda bile kaç sporcumuz yurtdışında oynamakta. Bu bile sporda ne kadar geride olduğumuzun başlı başına bir kanıtıdır. 3 Bayan ve 3 Erkekten oluşan kadromuzun en bilinen ismi şüphesiz Tuğba Karademir. 86'lı doğumlu gururumuz bugüne kadar bizlere çok büyük bir gurur yaşattı. Ülkemizde ünlü olmanın kötü birşey olduğunu düşünürsek yakın zamanda bizi gururlandıran bu sporcumuz, sanki çok destek olunmuşçasına ve olimpiyat ruhu bilinmeden "niye madalya kazanamıyor" diye eleştirilecektir. Yine de ne sonuç olursa olsun, kendi adıma olimpiyatlara katılma başarısı gösteren bu 6 sporcumuzu canı gönülden kutlamak isterim. Bu 6 altı sporcumuzun listesi :
  • Kelime Çetinkaya - Cross-country Skiing
  • Tuğba Taşdemir - Alpine Skiing
  • Tuğba Karademir - Figure Skating
  • Sebahattin Oglago - Cross-country Skiing
  • Erdinç Türksever - Alpine Skiing
  • Ömer Yusufoğlu - Cross-country Skiing
Çocukluğumdan beri çılgınlar gibi izlediğim, çıkan her bilgisayar oyununu aldığım kış olimpiyatlarının başlamasına sadece 10 gün kaldı. Tabii ki ne kadar kayağı sevsem de Türk genlerim sayesinde en favori ve en merakla beklediğim spor buz hokeyi. Umarım güzel bi 15 gün geçirir, bol rekorlu, bol mücadeleli bir olimpiyatlar geçiririz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…