Ana içeriğe atla

Key West

Kafamda bazı yerler var gitmeyi çok istediğim ama çok az bir ihtimalle gidebileceğim yerler. Hawaii, Güney Afrika, Jamaika bunlardan bazıları mesela. Florida'nın hatta Amerika Birleşik Devletlerinin en güneyinde olan Key West'te bunlardan biriydi. Taaa ki geçen sene 1 günümü orada geçirme şansını yakalayana kadar.

Dediğim gibi ABD'nin en güney ucu olan bu küçük ada Miami'ye 200 Km, Küba'ya ise sadece 170 Km uzaklıkta. Karayipler turu yapan Cruise gemilerinin en önemli duraklarından biri olan bu ada, doğal güzelliğinin yanı sıra tarih sayfalarında da çok önemli bir yer kaplamıştır. Hiroşima'ya atılan atom bombası kararı, ABD Başkanı Harry Truman tarafından bu adada bulunan "Winter White House"'da verilmiştir. Ponce De Léon tarafından keşfedilen bu cennet adacık bir zamanlar korsanların yağmaladığı bir uğrak yeriymiş. Yani 18 YY.'da bu ada, Karayip Korsanları filminde gördüğümüz yerlerden farksızmış anlayacağınız. Bugün bile Key West'e gittiğinizde bunu hissedebiliyorsunuz. Ünlü basketçi David Robinson'ın doğum yeri olan, Ernest Hemingway'le özdeşleşen bu ada 1 saatliğine bağımsızlığını bile ilan etmiş, ama çok uzun sürmemiş haliyle.

Miami'den 4 saat süren bir araba yolculuğu sonrası buraya ulaşıyorsunuz. Yol çok eğlenceli ve güzel geçiyor çünkü miami'den key west'e kadar 1700'e yakın küçük adacık bulunmakta. Bu adaların büyükleri ve key west yolu üzerindekiler birbirlerine köprülerle bağlı. Yolun en ilginç kısmı ise iki uzak ada arasına yapılmış 7 millik köprü. Yaklaşık 11 km. olan bu köprüden geçerken sağınızda ve solunuzda okyanıstan başka birşey bulunmaması insanı gerçekten heyecanlandırıyor. Yolda göreceğiniz bazı güzel adalarda biraz durup doğanın zevkini çıkarabilirsiniz.

Key West'e geldiğinizde adanın giriş tarafı daha çok müstakil evlerin olduğu taraf, yani ilk girdiğinizde buraya mı geldik diye düşünmeyin. Adanın güneyine ilerledikçe kalabalığı ve tarihi dokuyu hissedeceksiniz. "Old City" diye tarif edilen bölgeye geldiğinizde ise artık bunca yolu niye geldiğinizi anlayacaksınız. Adanın merkezi olarakda düşünebileceğimiz bu bölge turistler için çok çekici hale getirilmiş, kesinlikle eski doku bozulmamış. Zamanında korsanlar tarafından yağmalanan bir ambar, şu an alışveriş merkezi gibi kullanılıyor.

Merkezde hem Shipwrecking (batık gemilerden çıkarılma) ve Korsanlarla ilgili müzeler bulunmakta. Ayrıca "Little White House"'da bugün müze olarak ziyaretöilere açık durumda. Bu müzeleri kesinlikle Türkiye'de ki gibi sadece kapıda bilet kesilen, sonrasına karışılmayan yerler sanmayın. Tüm çalışanlar zamanını yansıtan yıllardaki gibi giyinmiş, konuşma stillerini bile o dönemin insanlarına benzetmeye çalışmışlar. İzleyenler için "Fool's Gold" filminin sonunda görülen müzeye benzer, bir ganimet müzesi de bulunmakta. Bu müzelerde öğrendiğim en ilginç detay, zamanında piyano yüklü bir geminin batması sonucu, Key West'te ki bütün evlere piyano girmiş. Bembeyaz kumlu, çok güzel limanlı bu cennet adayı görmek hatımdaki en güzel tecrübelerden biriydi. Tabi dönüş yolunda akşam yemeği için durduğumuz salaş bir Burger King'te, Playboy'un sahibi Hugh Heffner ve "The Girls Next Doors" kızlarını görmekte bu geziyi biraz daha güzel kıldı. Sizlerin bu kadar şanslı olacağınızı zannetmiyorum ama yinede yolu o taraflara düşenlerin Key West'e gitmesini hatta 1 gece kalmasını tavsiye ederim

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…