Ana içeriğe atla

1.50'lik Derbi

Yoğun yağış ve sel korkusunun yaşandığı bir haftasonunda insanları korku sarmıştı, o yüzden Mecidiyeköy geçtiğimiz haftalara oranla çok boştu. Hem ramazan ayında olmamız, hem hava şartları doğal olarak bu maçı derbi havasından çıkarmış, bitsede gitsek moduna sokmuştu. Mecidiyeköy'de izlediğimiz Türkiye - İspanya maçındaki heyecan ve mutluluğun 3'te 1'i bu maç için geçerli değildi.
Bu maç için bütün Galatasaray'lıların endişesi milli takımlardan gelen oyuncuların yorgunluğuydu. Ayrıca Beşiktaş kötü geçen haftaların ardından toparlanmak için 15 günlük bir fırsat yakalamıştı. Maça Galatasaray beklenen, Beşiktaş ise beklenmeyen bir kadroyla başladı. İki kadroya bakınca Beşiktaş'ın beraberliğe geldiği anlaşılıyordu çünkü maça çıkan kadroyla birden fazla gol atabilmeleri pek imkan dahilinde durmuyordu. Nihat'ı tek forvet oynatmak, Fink gibi oyunu oynayabilecek biri yerine, oyunu oynatmayacak Ekrem'i sahaya sürmek, Holosko'yu, Bobo'yu ve Nobre'yi kenarda bekletmek yorgun Galatasaray'ın çok işine gelmişti.

Maça şok bir golle başlayan Galatasaray'da çarklar, 25'inci dakikadan sonra dönmemeye başlamıştı. Çünkü takımın kalbi olan Arda tutuktu. Genç kaptanın tutuk olması kadar doğal birşey yoktu zaten. Temmuzun ortasından beri tek rotasyona girmeyen futbolcuydu takımda. 22 yaşında hem Galatasaray'ın, hem de milli takımın tüm yükünün onun omuzlarında olması, üstüne üstlük ilk kazandıramadığı milli maçta herkes tarafından eleştirilmesi, Arda'yı hem bedenen hem de ruhen yormuştu. Arda'nın defansa yardım edememesi, Kewell'ın o özelliklere sahip olmaması yüzünden ileri dörtlüden sadece Keita'nın defansa yardım ediyordu. Üstüne üstlük Mehmet Topal Galatasaray kariyerinin en kötü maçlarından birini de oynayınca orta saha Beşiktaş'a teslim olmuştu. Ama Beşiktaş'ın bunu değerlendirecek ne taktiği ne de gücü vardı. Yine de benim gibi çoğu kişi maç 1-1'e gelecek, Galatasaray uyanacak ama yinede sonra sıkıntılı dakikalar yaşanacak diye düşünüyordu. Ama Leo Franco'nun topu iyi sokmasıyla gelen şans golü hem Beşiktaş'ın gardını düşürdü hem de Galatasaray'ı rahatlattı ve ondan sonra beklenen oldu bir gol daha geldi. İkinci golde belirtmek istediğim bir konuda Mehmet Topal'ın boş kaleye gönderdiği şuttu. Tam insanlardan "Topa öylemi vurulur" sesi yükselecekti ki imdadına Rüştü yetişti.
Bu maçın en iyi oyuncusu kesinlikle Sabri'ydi. Beşiktaş'ın en korkulan oyuncusu olan Yusuf'a adım attırmadı. Mutlak poziyonları engelledi. Maçın ikinci en iyi ismi olan Keita'yla çok iyi anlaştı, çok iyi bindirmeler yaptı. Sabri'nin performansı umarım daha yükselerek devam eder. Sabri kendi kapasitesini bilip yapabileceklerini yapmaya çalışınca çok güzel oynuyor. Sabri hakkında belirtmek istediğim bir konu var. Bu maç iyi oynadığı için herkes Sabri'ye tezahürat yaptı. Tezhüratı yapan kilişerin %90'u Sabri kötü oynadığı zaman ağıza alınmayacak küfürler ediyorlar. Taraftarın tabi eleştirme hakkı var ama bir hafta oyuncuyu Olmpos dağının tepesine oturup, ondan sonraki hafta tekme tokat oradan yuvarlaması çok yanlış. Bu konu hakkında demişti ki Arda "Ben Galatasaray'ı ve taraftarını çok seviyorum, bu klüp benim için hayat demek. Ama Galatasaray taraftarından bir isteğim var, beni klübümden uzaklaştırmasınlar, beni klübüme karşı soğutmasınlar". Bu akıllıca konuşmadan Galatasaray taraftarının ders almasını dilerim ama Hasan Şaş ve Bülent Korkmaz gibi iki değere bile geçen sene küfreden bir profilden der almasını bekleyemem.Kader Keita hakkında da birşeyler yazmak istiyorum. Öncelikle ilk haftalarda bu oyuncudan şüphe duyduğum için özür dilerim. Ben yıllardır bu kadar komple bir oyuncu görmemiştim. Ofansif tarafını herkes görüp övebilir ama maçı televizyondan izleyen insanların göremeyeceği ve basın tafaından hiçbir zaman takdir edilmeyecek özelliklere sahip. Her pozisyonda defansına yardım etmesi ve her kaybettiği topta, topu geri kazanmak için mücadele etmesi Keita'yı alkışlamak için yeterli bir sebep olmalı.. Bu sezon Lyon'u 2 kere izleme imkanı buldum, Keita'yı nasıl bıraktıklarını anlayamadım. Ayrıca Keita için alemci, defansa yardım etmez, takım içinde kargaşa çıkartır diyen basına da selamlar olsun demek istiyorum.Leo Franco çok güzel bir maç çıkardı. Oyuna top sokmadaki ustalığı, karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda ki yer tutması ve karşıdan gelen şutlardaki başarısı göz kamaştırdı. Ama hala benim şüphelerim devam ediyor. Bu maçta da iki tane yan ortada kale çizgisinden adım atamadı. Kanatları iyi kullanan bir takıma karşı çok başarısız bir performans sergileyebilir. Milan Baros iki gol atmasına rağmen güçsüz ve kötüydü ama o da iki önemli grup maçı yapmıştı. Servet yine iyiydi ama açık alanda Serdar Özkan'a baya pozisyon verdi ve eleştirildi. Ama eleştiren insanların dikkat etmediği konu defansın göbeğindeki oyuncunun kanatta oyuncu kovaladığıydı. Hakan Balta yerini kaybetmese Servette sol kanatta 30 metre koşmak zorunda kalmayacaktı.

Televizyondan izleyenler için maçta dikkatimi çeken bir iki olayı aktarmak istiyorum. Birincisi 55'inci dakika civarı orta sahanın iyice oyundan düşmesine sinirlenen Servet'in tüm takıma bağırmasıydı. Bu azar çok haklı ver yerindeydi. Bir diğer olay ise, Barış Özbek oyuna girdiğinde koşarak Kewell'ın yanına gitti, kendisinin sağ kanada Kewell'ın ortaya geçeceğini işaret etti. Ama Kewell kenar yönetiminin öyle söylemediğini, Barış'ın ortada oynaması gerektiğini söyleyince, Neeskens Kewell'ı onayladı. Bu olaydan bir dakika önce kenarda taktik alan Barış'ın nereye gideceğini anlamaması trajikomik bir olaydı. Ayrıca Galatasaray taraftarının Mustafa Denizli'ye tezahürat yapmasını ben yakıştıramadım. Bu klübün Uefa ve Süper kupadan sonraki en büyük başarısını yaşatan, bu takımın formasını giymiş bir insana daha saygılı davranmak gerektiğini düşünüyorum.
Maçı canlı gözle izlemeyip skoru görsem ve gazeteleri okusam, Galatasaray'ın çok rahat bir galibiyet aldığına inanacağım. Ama bence bu maç çok önemli bir uyarıydı. Çünkü bu maçın 1-1 bitmesi içten bile değildi. Tabi bu maçta Galatasaray'ın kötü oynamasının en büyük nedeni başta Arda olmak üzere takımın yorgunluğu. İlk 11'de olan Servet, Hakan Balta, Sabri, Mustafa, Arda Keita ve Baros milli takım kamplarından perşembe günü döndüler. Rijkaard ve Neeskens ikilisinin bu maçta olan eksiklikleri gördüklerine ve çözüm arayacaklarına eminim. Çünkü çözüm bulunamazsa, iyi dinlenmemiş Galatasaray'ın Panathinaikos deplasmanında işi cumartesi günkü kadar kolay olmayacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…