Ana içeriğe atla

PANA - GALATASARAY : 1-3

Yine olmadı, yine basının beklentisi boşa çıktı. Sanki Panathinaikos'un her maçını izlemişçesine maçtan 3 saat önce herkesin "çok zor olacak, Galatasaray bu maçta bakalım napacak" lafları yine karşılığını bulamadı. Rakibin defansının ve şansın yardımıyla da olsa Galatasaray yine rahat bir galibiyet aldı. Çoğu kişiye göre Galatasaray yine dişine göre rakiple oynayamadı.
Yunan takımlarıyla oynarken tarihsel unsurlar yüzünden maçların sinir harbine dönüşmesi beklenir. Ama bu sefer maç çok rahat geçti. Maçtan önceki gün iki teknik direktörün şakalaşması ve Galatasaray'lı futbolcular ısınmaya yunanca "Acınız acımızdır" pankartıyla çıkarak geçtiğimiz haftasonu hayatını kaybeden taraftarları unutmaması, tribünlerin iyice agresifliğini yok etti. Ayrıca agresif kalsalarda ne olurdu bilmiyorum. Olimpiyat statlarında oynayan ekipler iç saha avantajını kullanamıyor. Bunu Olimpiyat stadı yüzünden 3 senesi cehenneme çevrilmiş bir takımın taraftarı olarak rahatça söyleyebiliyorum. Sahaya en yakın taraftarın 20 metre uzaklıkta olduğunu düşünürsek taraftarların takım üzerinde olumlu bir etkisi kaldığını söyleyemeyiz. Biz kurtulduk, darısı diğer bu eziyeti çekenlerin başına.
Dün akşamki maçtan belli oluyordu ki, Rijkaard'ın takıma gelmesiyle beraber, Galatasaray avrupadaki korku verici ismini ve karizmasını tekrar kazanmış. Bunu UEFA'nın resmi sitesinde ana sayfada 2 gün üstüste haber olmasıyla ve karşımızdaki önemli rakibin oyuna çekinerek başlamasıyla söylebiliyorum. Defansif taktikle maçı biraz yavaşlatma planıyla maça çıkan Panathinaikos'un öyle beceriksiz defans oyuncuları vardı ki karşılarında yapılacak hataları affetmeyecek yetenekte futbolculara sadece toplara dokunmak kalıyordu. Esasında Pana defansının yaptığı çoğu hata değerlendirilemedi, dün Baros çoğunu affetti. Son vuruşlarda biraz daha becerikli olsa maç 5'e 6'ya bile gidebilirdi. Ama bunun karşılığında Yunan ekibi de biraz daha şanslı olsaydı maç zora girerdi ama yine de kazanamazlardı diyebiliriz. O ışık Panathinaikos ekibinde bana sorarsanız yoktu. Leto dışında, Gilberto Silva dahil elle tutulacak transferde gündeme gelicek futbolcuları bile yoktu.
Dün gece oynanan maç, galibiyet dışında futbol olarak güzel bir maç olmadı. Bunu ilk dakikalarda bulunan gollere, rakibin kötülüğüne, Galatasaray'ın 3 önemli eksiğine (Servet, Gökhan Zan ve Arda) ve formsuz futbolculara bağlayabiliriz. İsim isim bakarsak Elano 2 tane attığı gole rağmen maçın içinde çok az gözüktü, Brezilya milli takımında oynyan bir insandan daha güçlü olmasını ve daha çok insiyatif almasını beklemek insafsızlık olmaz sanırım. Baros mutlak goller kaçırdı, Kewell formsuzdu ama aralarında en göze batıcı kötülükte oynayan Mehmet Topal'dı. Hele son 20 dakika rakiplerinin yanından yürüyerek geçiyordu. Yediğimiz golde de Karagounis'i tutarken bir anda bırakmasıyla golün mimari olduğunu söyleyebiliriz. Maçtan sonra ufak bir sakatlık geçirdiği belirtildi. Ama Mehmet Topal son 3 maçtır formsuz. Eğer eski formuna dönemezse Ayhan ve Linderoth iyileşince ilk onbiri unutması gerekebilir. Emre Aşık'la gurur duymaya devam ediyorum ve uzun yıllar daha gurur duymayı diliyorum. Sabri'nin geçen seneki ve bu seneki resimlerini yan yana koyunca ve Keita'nın çılgın güzellikteki oyununu görünce mutlu oluyorum. Arda'nın bu maçta hem kafaca hemde bedenen dinlenmesine çok sevindim. Pazartesi günkü Kasımpaşa maçından sonra da 6 günlük bir ara başta Arda olmak üzere tüm futbolculara çok iyi gelecektir.
Maçtan aklımda kalan özellikle 2 konu var. Birincisi takımın maç sabahı antreman yapmış olması. Rijkaard sayesinde yeni öğrendiğimiz uygulamalara bir yenisi eklendi. Bundan önce ilk olarak takıma kolayı yasaklamıştı, daha sonra ise kampları kaldırmıştı. Daha takımın başında sadece 12 resmi maça çıkmış bir teknik direktörün takımına başta karakter olmak üzere bunca şey kazandırdığını göz önüne alırsak, "Yabancılara çok taviz veriliyor, bizim önümüz kapanıyor" diye ağlayan ama yabancılara "Yeniköy kasabı" veya "Çeri başı" denirken ses çıkarmayan Türk teknik direktörlerin bu büyük futbol adamı ve yardımcısı Neeskens'ten başta hayata karşı duruş olarak çok dersler almaları gerektiğini düşünüyorum.
İkinci konu ise 6 hakem uygulaması. İlk 20 dakika, sahada sanki bir taraftarın geziyor gibi algılanması çok dikkat dağıtıcıydı. Alışmak biraz zor olacak ama kale arkası hakemleri uygulamasının çok yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. Artık ne kolay kolay kendini yere atanlara penaltı şansı tanınacak, ne İbrahim Üzülmez vari dokunulduğu anda faul arayan defans oyuncuları mutlu olacak, ne de autlar, kornerler, elle müdaheleler gözden kaçıcak. Bunların hiçbiri gerçekleşmezse bile işssizliğin yüksek olduğu ülkemizde maç başına 2 insan daha para kazanacak.

Galatasaray yine ismine ve kuruluş amacına uygun bir skor aldı. Türkiye'nin avrupadaki tek gurur kaynağı olmaya devam etti. Darısı avrupa kupalarında oynayan bütün Türk takımlarının başına.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Galatasaray Vefa Klübü

Son yıllarda bir gelenek oldu, Galatasaray'da futbolu bırakan kişilerin televizyonda yorumcu olup Galatasaray'a sallaması. Bu furya önce Bülent Korkmaz'la başladı; Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş'la devam etti. Bu kişilerin, Galatasaray için efsane futbolcular olmalarının yanında, en önemli ortak noktaları Galatasaray için ağızlarından güzel birşey çıkmamasıdır. Hatta hepsi sanki ağız birliği yapmışçasına, ilk programlarında sezon için iyi dileklerin ardından, konuyla alakasız "Vefa bir semt adıymış" cümlesini kullanarak yönetimlere taş atmışlardır. Galatasaray'a çok şey kazandırdıklarını kimsenin inkar edemeyeceği bu isimlerin, iyi okullarda okumuş, master yapmış şirket müdürlerinin hayal edemeyeceği kadar milyonlarca lirayı, şanı ve şöhreti Galatasaray sayesinde kazandıklarını bilmesek her spor programında göz yaşlarımızı tutamayacağız.Bu üzüntü veren dramanın en acıklı bölümü ise geçen sene Alper Tezcan'ın UEFA madalyasını satması oldu herhal…

İşte Ben Böyle Severim Fatih Terim'i

Sevme hissi çok gariptir. Duramaz hiçbir şey önünde, ne başkası, ne kendin, ne hayaletin. Çok kutsaldır ama yine de vardır bencil bir tarafı. Ne olursa olsun istersin aşık olduğun insan tarafından sevilmek. Karşılık beklemem dersin ama içten içe sen de özen gösterilmek, el üstünde tutulmak istersin. Ama tanımadığın bir insanı sevmek çok başka bir şeydir. Sadece hikayelerini duyduğun, televizyonlarda gördüğün bir insanı sevmek, anneni, babanı severmiş gibi hem de kalbinin en derinlerinden sevmek kimilerine göre belki deliliktir, kimine göre cennetlik. Yakın arkadaşlarımdan birinin (İsmail Annıkızıl) benim hakkımda güzel bir tespiti vardır. Der ki: "Cemşit sen sevme, sevince bokunu çıkarıyorsun". Anlamışsınızdır yazdıklarımdan zaten. İşte ben böyle severim Fatih Terim'i.

İki gün görmeyince heyecanla beklediğim kız arkadaşım gibi, sanki hergün evden çıkarken güle güle dediğim, eve döndüğümde halini hatırını sorduğum ailem gibidir O, benim için. Hayatımda tanışmadım, elini …

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraf…