5 Ağustos 2009 Çarşamba

Yeni Sezon Öncesi Galatasaray

Geçen sezonki başarısızlık sonrası Galatasaray'da hem yönetim hemde futbolcular için çanlar çalmaya başlamışken, yönetimin geçmiş yanlışları doğru teşhisi ve Haldun Üstünel'in varlığı Galatasaraylıların sezona umutla bakmasını sağladı. 2009/10 sezonuna büyük umutlarla başlayan Galatasaray'ın bana kalırsa en büyük transferi Frank Rijkaard. Geçmişi, başarıları, kişiliğiyle Galatasaray'ın yıllardır beklediği, özlem duyduğu bir isim. Daha geldiği ilk günden beri sempatik tavırlarıyla ve kullandığı türkçe kelimelerle herkesin sempatisini kazandı. Her zaman Glatasaray ürünleri giyerek ekranlar karşısına çıkması da klübü şimdiden benimsediğini gösteriyor. Yeni bir teknik adam gelince elinde sihirli değneğiyle geleceğini bekleriz, hepte fos çıkar. Ama Rijkaard sihirli değnek misali ilk icraat olarak, kanayan yara duran topları düzeltmek oldu. Yıllardır duran toplardan bırakın gol bulmayı pozisyon yakalayamayan takımın, ilk 3 resmi maçında 4 tane duran toptan gol bulması taraftralar için sevindirici bir durum, hele ki bu takıma daha duran topların ustası Elano girecek. Rijkaard'ın en büyük avantajlarından biri, kendisiyle tüm gittiği klüplerde ve milli takımda çalışan Johan Neeskens gibi bir efsanenin bu macerada da kendisini yalnız bırakmaması oldu. Rijkaard'dan yaşça büyük ve kariyerce önde olan Neeskens'in Rijkaard'ın yardımcısı olması, tüm Türk futbol camiası için incelenmesi gereken bir konu. Bizim eski futbolcularımız yardımcı antrenörlüğü veya altyapıda çalışmayı gururlarına yediremezken, Neeskens gibi Johan Cruyff'ten sonraki, döneminin en büyük futbolcusunun böyle bir egoya sahip olması hepimiz için önemli dersler içeriyor. Ayrıca Albert Roca ve Carlos Cuadrat'ta dünyaca ünlü antrenör ve kondisyonerler.Bu sezon, Galatasaray'ın geçen seneki kamplarda çalışmama ve maçların 60ıncı dakikasında pilllerinin bitmesinin önüne geçileceğine inanıyorum.


Takıma gelmek gerekirse geçen seneden en büyük avantaj, takım içindeki bütünleşme ve arkadaşlık. Her sezon öncesinde takımlarımız için kamptaki arkadaşlık havasından bahsedilir. Ama bu sefer Galatasaray ve Fenerbahçe için bu durum gerçekleri yansıtıyor. Özellikle Galatasaray'ın Lincoln ve Ümit Karan'dan kurtulması bence çok önemli. Lincoln'e verilen aşırı özen ve hürriyet takımda çoğu futbolcunun keyfini kaçırıyordu. Lincoln'den kurtulunması ve Rijkaard gibi ne olursa olsun avrupa kupası maçına, kampta iyi çalışanlarla çıkabilecek kadar hak dağıtan bir hocanın gelmesi takımda çok şeyleri değiştirecek. Bugüne kadar bütün teknik direktörler gençlerle yedekleri kampta dener, ama resmi maça koymazdı. Bunun sonucunda da gençler ve yedekler ne yaparlarsa yapsınlar ilk 11'in bir parçası olmayacağını anlar, idmanlarda yatardı. Ama bu sene Galatasaray'da herkes biliyor ki kim iyiyse o formayı giyecek. Bu da idmanların daha verimli geçmesini sağlayacak.

Gelelim transferlere. Bu sene takıma Leo Franco, Gökhan Zan, Mustafa Sarp, Keita, Elano katıldı. Bu sene sakatlık sorunu yaşamazsa Linderoth ve Uğur'a da yeni transfer gözüyle bakabiliriz. Transferle tek tek bakmak gerekirse :
  • Leo Franco'nun tecrübesiyle Galatasaray'a çok şey katacağına inanıyorum. 10 senedir La Liga'da forma giyecek kadar iyi bir kaleci olan Leo Franco'nun tek zaafı bazen kendine çok güvenden yenmeyecek golleri yemesi. Ama De Sanctis kadar maçtan kopan bir insan değil. Ayrıca Leo Franco'nun önemli bir özelliği de topu ayağıyla oyuna iyi sokabilen kaleci olması. Tabii Rijkaard'ın sisteminde, kalecinin topu ayağıyla oyuna sokması çok görebileceğimiz bir hareket olmayacak.


  • Gökhan Zan'ın transferi Servet'in Marsilya'ya gittiği düşünülerek yapıldığı için mantıklı. Çünkü Emre Güngör'ün sakatlıkları ve Emre Aşık'ın yaşı göz önüne alınınca bu takıma bir Türk defans oyuncusu daha lazımdı. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın piyasayı saçma sapan artırması yüzünden bonservisli bir futbolcuyu da almak saçma olacaktı. Elano'ya verilen parayla Eren Güngör'e istenilecek paranın aynı olacağı düşünülürse, bonservissiz Gökhan Zan yerinde bir transfer. Ama yinede benim beğendiğim bir oyuncu değil Gökhan Zan. İyi bir Emre Güngör'ün her zaman Gökhan'ı keseceğini düşünüyorum. Daha sert eleştirmememin tek nedeni, Servet Galatasaray'a geldiğinde demediğimi bırakmamam ve sonrada haksız çıkmamdır.


  • Mustafa Sarp'a gelirsek, 28 yaşında 3 büyüklere transfer olmuş çok fazla Türk oyuncu yoktur. İyi bir Galatasaray'lı olması, takımda orta sahanın ortasında Mehmet Topal'ın gerçek bir yedeği olmaması bu transferi normal karşılamamızı sağlıyor. (Bana kimse Barış orada oynayabilir demesin, Fırat İşbecer'in Maldonado için dediği "abimin düğününde bile oynatmam" lafını ben Barış için kullanıyorum)


  • Abdul Kader Keita. Goygoycu Türk milletinin bir hafta önce alemciymiş diye salladığı, müslüman olduğunu öğrendiği anda bir anda sevdiği Fildişi sahilli oyuncu süratı ve ortalarıyla takıma çok şey katacağa benziyor. Kewell ve Arda sağ açıkta yeterli derecede verimli olmadığını düşünürsek takımın iyi bir sağ açığa ihtiyacı vardı. Keita'nın dezavantajı bazen fazla bencil olması ve iyi vurduğunu zannettiği uzaktan şutları. Bu tarz hareketler Türk oyuncular ve taraftarlar tarafından kolay tolore edilecek hareketler değildir. Ayrıca kişisel olarak, belki saçma olabilir ama, ben takımıma Afrikalı futbolcu almazdım. Çünkü Afrikalıların %95'i şöhreti ve parayı kaldıramıyorlar. Allah vergisi yetenekleri saha dışında harcıyorlar. Umarız Keita'yı, Rigobert Song gibi karakteri ve savaşçılığıyla izleriz, Yattara gibi karısını dövmekten veya Tjikuzu gibi alkolden karakollara düşmüş halde görmeyiz.


  • Elano Blumer için ayrı bir yazı yazmam lazım esasında. Yeteneği, isyankarlığı, çalışkanlığıyla diğer Brezilyalılara benzemediğini daha ilk günden gösterdi. Genelde futbolcu imzayı attıktan sonra 4 5 gün eşyalarını toplamak için ülkesine giderdi, halbuki Elano hemen antremanlara başladı. Bu sene içinde ne kadar kötü oynarsa oynasın iddaa ediyorum, penaltılar ve frikilerden en az 10 golü bulacaktır. Ayrıca bir gazetenin Milan hakkında ki haberde "Elano'yu Galatasaray'a kaptıran Milan" sözü bence Elano'nun değerini göstermeye yetecektir.
Gelelim takım eksilerine. Çünkü yukarıdaki yazıları okuyunca takımın ligi ve avrupayı süpürmesi gerektiği düşünülebilir. Dezavantajları sıralamak gerekirse:
  • Türk futbolcuların hemen hemen hepsinin temel futbol bilgi eksikliği, futbolcuların öğrendikleri sistemin dışına çıkmalarını engelliyor. Türk futbolcuların daha topu istop edemediklerini düşünürsek, yıllarca 4-4-2'yle büyüyen oyuncuların, 4-3-3'e alışabileceklerini sanmıyorum. Ayrıca 4-3-3 taktiğinde Arda'nında çok verimli kullaılabileceğini düşünmüyorum. Ama 3 resmi maçta ve hazırlık maçlarında gördük ki Rijkaard, Aragones gibi dediğim dedikçi bir antrenör değil. Galatasaray için daha ideal olan 4-2-3-1 taktiğine dönerek, futbolcuya dayalı sisteme dönebileceğinin sinyallerini verdi.

  • Servet, Gökhan Zan ve Sabri bombaları. Sabrinin çalışkanlığı, idmanlardaki hırsı belki takdir edilmelidir ama Sabri'nin sağ bek olması, benim bu yaştan sonra İsveçli olmam kadar zordur. Bu Sabri'nin de hatası değildir, çünkü Sabri'nin gerçek yeri orta saha. Sabri ne kademe yapabiliyor, ne ofsaytları takip edebiliyor, ne de hava toplarını alabiliyor. Durum böyleyken yabancı kontenjanı olmasına rağmen hala Sabri'yi o bölgede oynatmak, Sabri'ye küfrettirtmekten başka birşey olamaz. Perez'den beri bu takıma gerçek bir sağ bek alınmaması çok şaşırtıcı. Defansın göbeğine gelirsek, Gökhan Zan eğer ilk onbir oynayacaksa Rijkaard'ın bayağı işi zorlaşacak, çünkü mesasinin 3 4 saatini Gökhan Zan'a futbol öğretmekle geçicek.

  • Barcelona'dan hatırlarsak sistem değişirken süreç sancılı oluyordu, 5 6 ay beklenmesi bile gerekebiliyor. Ne kadar tüm taraftarlar "sonuna kadar arkasındayız" desede benim aklıma, Bülent Korkmaz'ın ilk maçında "Büyük kaptan'ın sonuna kadar arkasındayız" diye pankart açanların 6 hafta sonra Galatasaray tarihinin en büyük idollerinden birine küfür etmesi geliyor. Türkiye'de ne taraftarın ne de basının sistem için başarısızlığa ses çıkarmayacağını zannetmiyorum. Bu da yönetimin üstünde baskı oluşturabilir.

  • Martta olan seçimlerde olası bir başkan değişimi Galatasaray'ı kötü yerlere sürükleyebilir. Ama yinede o zamana kadar başta stat olmak üzere yönetim yaralanmazsa, Rijkaard ve yabancı transferleri sayesinde Adnan Polat yönetiminin tekrar seçileceğini düşünebiliriz.

Göze batmasını beklediğim isimler ise Uğur Uçar ve Serdar Eyilik. Uğurun futbol ve defans bilgisi, tutarlı oyunu, tekmeye kafa sokması ve özellikle bakarak orta yapması bir bek için çok önemli özellikler. Tek sorunu hızı ve maç eksikliği. Ama bunları zamanla kapayacağına inanıyorum. Serdar Eyilik ise belki bu sene çok fazla forma bulamayacak ama, Arda'nın 2 3 sene içinde avrupaya gideceği ve Kewell'ın yaşı gözönüne alırsak ileriki yıllarda Serdar'ın isimini çok fazla duyacağız. Ayrıca her sene başında tekrarladığım "Linderoth iyileşir her maç oynarsa, Türkiye'ye gelmiş en önemli yabancı oyunculardan biri olduğunu kanıtlar" cümlesini utanmadan yeniden kullanmak istiyorum.

Kendi kafamda bir ilk 11 yapıyorum. Hayran olmama rağmen Kewell'ı yedeğe koyuyorum, bunun sebebi sağ açık Keita'nın, göbekte ise Elano'nun oynayacak olması. Ama bir sezonda tüm kupalar ve milli maçlar dahil 50'ye yakın maç olduğunu düşünürsek, 4 orta saha oyuncusu artı olarak Serdar ve Aydın'ın yeterli maçta oynayacaklarını düşünüyorum.

Bütün bu artı ve eksileriyle kesin olarak tek öngörebileceğimiz şey Galatasaray'ın geçen seneden daha zevk veren, daha çok futbolu konuşulan bir takım olacağıdır.

Yakında Fenerbahçe ve Beşiktaş....

1 yorum:

  1. her türlü 4-3-3 oynamalı bizim takım
    dizilişte:
    LEO FRANCO
    Ucar güngör servet balta
    topal
    elano arda
    keita baros(önde) kewel

    tadından yenmez walla

    YanıtlaSil