25 Ocak 2010 Pazartesi

"KAR"LI GECE

Soğuk ve karlı bir pazar gününde evde maçın iptal olup olmayacağını beklerken, klübün resmi sitesinden, stat kapılarının 17.30'a açılacağı bilgisi verildi. Bu demek oluyordu ki "erken saatlerde Mecidiyeköy'e gelmeyin, zemini temizleyemezsek maçı iptal ederiz". Ama saat 17.30'da iptal haberi gelmediği için bizde düştük yollara. Hava kötü diye takımın yanında olmamak pek bize göre bir hareket değildi ki bence hava o kadar kötü de değildi. Ama stadın içine girince benim gibi düşünen insan sayısının çok fazla olmadığını gördüm. Açık tribün neredeyse bomboştu, yönetim yeni açıktakileri, kapalı tribüne alarak yağan kardan korudular. Numaralı tribünde ise parmakla sayılacak kadar az insan bulunuyordu. Esasında benim içinde en güzel maçlar bunlardır, az kişi demek gerçekten duruma önem veren kişi demekti, gerçekten oraya ait olan insanlar demekti. Yani Sayın Mükerrem Taşçıoğlu'nun tezahürat fetişistliğini tatmin eden ama klübün 50 metre yakınına yaklaştırılmaması gereken, hatta stadyum dışında "Galatasaray" kelimesini kullanmalarının bile yasaklanması gereken kişiler, dün maçta takımlarının yanındalardı.
Maç öncesi, bende herkes gibi yeni transferleri görmek için sabırsızlanıyordum. Beklediğimiz gibi Neill ilk onbirde, Jô yedek klübesinde maça başladı. Lucas Neill'in takımla daha bir haftadır antreman yaptığını düşünürsek, kendisinin ne kadar iyi ve profesyonel bir futbolcu olduğunu dün bize ispatladı. Daha ilk maçından hem taraftara, hem takım arkadaşlarına güven verdi. Sağlam duruşu ve arkadaşlarının açıklarını kapaması ilk maç için güzel sinyallerdi. Bu konudaki tek korkum, taraftarın, Türk basınının "defans oyuncusu iyi pas yapmalı" palavrasının gazına gelip, her topu Lucas Neill'e verip, şahane ara pas atmasını beklemesidir. Dünyanın en iyi defans oyuncusu Cannavaro'nun, Nesta'nın veya dünyanın en iyi takımı Barcelona'nın defans oyuncularının oyun kurduğuna ben 30 senelik hayatımda daha şahit olmadım. Pique veya Puyol, topu kaleciden alır, önündeki Xavi, Busquets, Yaya Toure'ye aktarır, oyun kurma görevini onlar yapar. Zaten oyun kuracak kadar yetenekliyse, o oyuncuyu altyapıdayken antrenörleri orta saha oyuncusu olmaya yönlendirirlerdi
Jô hakkında 20 dakika için bir karar vermek çok mümkün değil bence. Kumaşı ve kariyeri tabii tartışılmaz ama takım arkadaşlarına uyumunu ilerleyen haftalarda daha iyi göreceğiz. Ama ilk izlenimim Florya'ya bir tane daha neşeli Brezilyalı geldi, takım arkadaşlarıyla diyaloğu iyiydi.

Maça gelirsek Galatasaray maça beklediğimden daha tempolu, daha konsantre başladı. 1-0'lık sonuç belki insanları tatmin etmeyebilir ama ben oynanan oyundan son derece keyif aldım. Devre arası takıma iyi gelmiş, üstlerindeki "yine mi puan kaybedeceğiz" korkusunu atmışlar. Özellikle Gaziantep 10 kişi kalmadan, sol kanatta kurulan Arda-Caner-Hakan Balta üçgenleri çok verimli işledi. Bu üçgenler devamlı surette alan boşaltıp, birinin orta yapmasını sağladı. Ama bu ortalara karşılık verecek bir forvet oyuncusu sahada yoktu. Son 2 aydır Nonda çok güçsüz, ayrıca çok istekli de değil. Üstüne zaten küskünken, bir de hakkında transfer haberleri çıkınca iyice olaydan kopmuş. Ama yine de taraftarın tepkisini çok yersiz buluyorum. Ne kadar beğenmeseler de, en azından Atletico Madrid maçlarında Nonda'ya muhtaçlar. Maç içinde yuhlayıp moralini bozmak, hiçbir şekilde Galatasaray'ın lehine olmayacaktır. Ayrıca ne olursa olsun kimse, sahadaki futbolcuyu yuhlamamaladır, buna kesinlikle hakkı yoktur. Ronaldinho'nun Inter-Milan maçında penaltı kaçırdığını düşünürsek, Nonda kaçırmış çok mu diyip geçmek hepimizin ruh sağlığı için daha iyi olacaktır.
Dün iki takımı da tebrik etmek gerekiyor ama özel bir tebriği Caner Erkin'e haketti. Moskova günlerinden alışık olduğu karlı zeminde, Gaziantep defansı arasında slalomlar yaptı. Devamlı adam eksiltti, içeri katetti. Gerçi bu içeri kat etmeler, Arda'yı sıkıştırsa da hep etkili oldu. Kiralık bir oyuncunu bu kadar özverili oynaması gerçekten sevindirici. Yıllarca ruhsuz Aydın'a destek veren taraftar, böyle bir Caner Erkin'in her zaman arkasında olacaktır. Maçın ikinci adamı Elano'ydu. Sezon başı kampını kaçırması takıma adaptasyonunu zorlaştırmıştı. Devre arası kampı en çok Elano'ya yaramış gibiydi. Belki Türk halkının seveceği tarz da oynamıyor ama bence Elano her teknik adamın takımında görmek isteyeceği bir futbolcu. Hem pasları, hem soğuk kanlılığı, hem de toptan kaçmaması onun en önemli özellikleri. İkinci yarı inanın ki Elano'yu çok daha fazla öveceğiz. Ayrıca Mustafa Sarp da karakterli ve özverili futboluna devam ediyor, büyük ihtimalle bu yazıları okumasa da kendisine sene başından beri verdiği katkı için teşekkür etmek istiyorum. Gaziantepspor'lu Julio Cesar içinde bir iki güzel şey yazmadan geçemeyeceğim. Bu adam varken, Beşiktaş nasıl gidip Tabata'yı aldı akıl sır erdirmek mümkün değil. Hem yetenekli, hem kuvvetli. Servet'le Hakan Balta'yı bayağı bir süre zorladı ama tek başına kaldığı için etkili olamadı.

Kar yüzünden maçın tatil olmaması gerçekten Galatasaray için iyi oldu, ilerleyen günlerde Türkiye kupası ve Avrupa maçlarını düşünürsek fikstür sıkışacaktı. Maç oynandı, 3 paun alındı ve görev tamamlandı. Ama 3 puandan daha önemlisi, takım ilerleyen haftalar için güzel ve özverili oyun adına ümit verdi.

Sevindirici Haber: Afrika kupasında, çeyrek final mücadelesinde inanılmaz bir gol atan Keita Florya'ya dönüyor. Keita'nın takımı Fildişi Sahili, uzatmalarda Cezayir'e elendi. Bu kadar sakat varken Keita'nın geri dönecek olması, camia'yı, taraftarı özellikle Rijkaard'ı çok rahatlatacaktır.
Garip bir durum: Kapalı tribündeki bazı taraftarlar Gaziantep'li oyunculara kar topu atarak saçmaladılar ama esas saçmalamayı sahayı temizlemeye çalışan işçilere kar topu atarak yaptılar. O sğukta maç oyanansın diye emek veren garibanlara, bu tarz garip hareketleri yapanları toplayıp incelemek, çocukluklarına inmek, hatta onları orada bırakmak lazım bence.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder